ANA
SAYFA
EVLİLİK
TERAPİSİ
-Evlilik
Terapisi Nedir?
-Aşk,
Mahremiyet ve Cinsellik
-Evlilik
Tipleri
-Evlilikte
Çiftler Neden
Kriz
Yaşarlar?
-Evlilikte
Cinsel Sorunlar
-Evlilikte
Altın Kurallar
-İlişkilerde Yakınlığı Geliştirme
-Yeniden Çerçeveleme
-İletişim Teknikleri
-Çatışma Çözme
-Bilişsel Teknikler
-Evlilik Sözleşmesi Teknikleri
-Duygular
-Ev Ödevlerinin Kullanılması
-Evlilik Dışı İlişkiler
DR.CEM
KEÇE
-Dr.Keçe
Hakkında
-Basında
Dr.Keçe
-Verdiğim
Eğitimler
-Videolarım
-Kitaplarım
-Randevu
Alma
-İletişim
- Adres - Telefon |
|
AŞK,
MAHREMİYET VE CİNSELLİK
Cinsel Terapi ve Evlilik
Terapisi Entegrasyonunda “Aşk, Mahremiyet ve Cinsellik”
Cinsellik nedir?
Beden ve ruh sağlığımızın
en temel olgusu cinsellik; Türkiye’de gerek toplumsal gerekse dini açıdan
tabu olarak kabul edildiği için, çözümlenmesi zor toplumsal sorunlara neden
olabilen çok hassas bir dürtüdür. Bu dürtü ikincil öneme sahip bir dürtüdür,
amacı neslin devamını sağlamaktır. Ayrıca zevk verdiği için, iletişim,
paylaşım olduğu için ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir şey
olduğu için cinsellik yaşanır. Cinsellik; çoğu zaman yasaklanır, kontrol
edilmeye çalışılır, dogmalar ve katı bir kurallar yığınının içine hapsedilir,
kimi zaman ise alaya alınır, ısrar edilir, teşvik edilir, hatta paranoyak
ve düşmanca bir tavırla yaklaşılır. Anlayacağınız içi boşaltılmış ve çelişkilerle
doldurulup ağırlaştırılmıştır. Cinsellik; günahkarlık, bedel ödeme, korku,
endişe, güvensizlik, kaygı, önyargı ve bilgisizlikle kuşatılmıştır. Dayanılması
zordur. Ancak doğal olarak insanoğlu sapına kadar cinseldir. Yaşamı renklendiren,
daha keyifli ve eğlenceli hale getiren cinsellik hayatımızın çok önemli
yaşamsal, sağlıklı ve ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü cinselliğin toplumsal,
ahlaki, bedensel, duygusal ve dini boyutları vardır. Ayrıca kişiler cinselliği
tüm hayatları boyunca sürdürürler. Beden ve ruh olarak genel iyilik halimizin
vazgeçilmez bir parçası olan cinsel duygular, fanteziler ve arzular; doğaldır
ve bütün yaşamımız boyunca da var olacaktır. Cinsellik, ilk önce kendini
ve partnerini iyi tanımakla başlar. Kendisi hakkında olumsuz düşüncelere
sahip olmayan ve kendisini seven, sayan ve güvenen bir insan partnerine
de bu olumlu duygularını yansıtabilir. Bu nedenle karşılıklı güven, dürüstlük,
açıklık, sevgi ve saygı çerçevesinde yaşanılması gereken ve mutluluk veren
cinsellikte önemli noktalardan biri de, kişilerin birbirlerine karşı iradeli
ve sorumlu davranmaları, herkesin birbirinin mahremiyetine saygı göstermesidir.
Çünkü cinsellik asla sömürücü ve zorlayıcı olmamalıdır, tüm cinsel davranışların
bir sonucu vardır ve kişiler bu sonuçlara razı, bedensel, toplumdaki konum
ve duygusal açıdan hazır olduklarında cinsellik yaşanmalıdır. Aksi durumlarda
kişiler ve partnerleri zarar görebilirler. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel
yaşam başıboş ve kuralsız değildir. Kendi haline bırakılsa, doğal bir şekilde
yaşanan cinsellik; ruhsal ve bedensel bir rahatlama sağlayarak, dünyayla
aramızdaki bağı pekiştirir. Bu bağ kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden,
cinselliğin tanımı ve anlamı da değişkendir. Kısaca cinsellik; kadın ya
da erkek olmak, üremek yani hayatın ve de neslin devamını sağlamak için
var olan bir dürtü ve daha çok beden teması sonucu hissedilen bir mutluluk
hissi ve haz duymaktır. “Neden cinsellik hayatımızın en önemli parçasıdır?”
sorusunun yanıtı da cinselliğin tanımında yatmaktadır. Çünkü insanoğlu
cinselliği üremek için, zevk duyduğu için, iletişim, paylaşım olduğu için
ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir eylem olduğu için yaşar ve
yaşatır. Yıllardır bize ne kadar çok sıklıkta yapılırsa o kadar iyi olduğu
öğretildi veya öğrenildi. Ama buna rağmen büyükler genellikle çocuklarına
cinsel yaşam hakkında bilgi vermekten kaçınırlar. Bugün, istenmeyen gebeliklerden
korunmak kalabalık dünya nüfusunun en başta gelen sorunlarından biridir.
Bu nedenle insanlar, üreme yaşına gelmeden önce cinsellik bilgilerini tamamlamalı
ve kendi kontrollerinde mutlu bir yaşam sürmelidirler. Çünkü doğurganlık
cinselliğin bir parçasıdır. Kromozomlar, cinsel salgı bezleri, hormonsal
içerik, dış ve iç cinsel organlar ve ikincil cinsiyet özellikleri kişinin
cinselliğinin biyolojik özelliklerini yansıtır ve "cinsel kimlik" oluşmasına
katkıda bulunur. Cinsel kimlik kişinin kendi kadınlığı ya da erkekliği
hakkındaki duyumsamasıdır ve sosyal bir olgudur. Çünkü 2-3 yaşlarından
itibaren herkesin kendi hakkında "kadınım" yada "erkeğim" şeklinde sağlam
bir kanaati vardır. Cinsel kimliğin kazanılmasında kişinin hayatında belirgin
rolü olan anne, baba gibi kişilerin ve yaşanan sosyal çevrenin etkisi büyük
önem taşır. “Toplumsal cinsiyet” kişilerin toplumda kendilerini erkek veya
kadın konumunda göstermek için yaptığı ve söylediği şeylerin tümü olarak
tanımlanır. Cinsiyet rolü ve toplumda cinslere atfedilen roller toplumsal
cinsiyet kavramının bir parçasıdır. Çiftlerin hoş duygular içinde birbirlerine
yakın olmak, sarılmak, öpüşmek, masaj yapmak, birlikte banyo yapmak, sohbet
etmek, dokunmak, birlikte mastürbasyon yapmak yada cinsel birleşme yollarıyla
birlikte haz duyarak cinselliklerini paylaşmak istemeleri olarak adlandıracağımız
“cinsel yakınlık” ise, cinselliğin karşı cins, aynı cins yada her iki cinsle
yakın beden teması olarak cinsel haz duyacak şekilde yaşanmasıdır. Cinselliğin
anlamını keşfetmek için; cinsel yaşamınızı dönüştürme gücünüzün farkına
varmanız, cinselliği nasıl kullanılacağınızı öğrenmeniz, yaratıcılığınızı
ortaya çıkarmanız ve cinsellik hakkında sahip olduğunuz düşünce biçiminde
devrim yaratmaya hazır olmanız gerekir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam
için; öncelikle cinsellik hakkındaki önyargı ve mitlerden kurtulmak, kendimizi
ve partnerimizi iyi tanımak ve doğru bilginin sahibi olmak gerekmektedir.
Aşk, mahremiyet ve cinsellik işte bu bilgi gerekliliğinden dolayı ayrılmaz
bir üçlüdür. Cinsel bilgilenme; kişisel isteklerinizi ve ihtiyaçlarınızı
doğru tanımlayıp gerçek cinsel kimliğimizi ortaya koymanıza ve korkularınızı
keşfedip onlarla yüzleşerek bunu bir sorun olmaktan çıkarmanıza yardımcı
olacaktır. Cinsellik bazen kişinin hayatındaki temel güçlerden biri haline
gelebilir. Cinsellik; fizyolojik ve psikolojik süreçleri olan, yaygın ve
önemli bir güçtür. Çok sayıda değişkeni olan aktif, dinamik ve organik
bir süreçtir. Cinsellik bir olma sürecidir. CİSED (Cinsel Sağlık Enstitüsü
Derneği) olarak cinselliğin cinsiyeti, cinsel organları, bedeni, özdeki
görüşü, seçim ve tercihleri, nasıl tanımladığımızı, hissettiğimizi ve düşündüğümüzü
içerdiğini düşünüyoruz.
Cinsellik ve aşk sürekli
birbiriyle karıştırılır
Çok yanlış bir şekilde,
hayatı anlamlı kılan diğer şeylerin eksikliğinde, cinsellik ve aşk tüketime
yönelik kötüye kullanıldığında yalancı bir mutluluk olarak onların yerini
doldurma görevini üstlenebilir. Bu durum insanın bireyselliği ön plana
çıkarma çabalarından biri olan mahremiyetin hazmedilemeyen bir yan etkisi
olarak değerlendirilebilir. Aşkın, yokluğun, özlemin ve şehvetin bir göstergesi
olduğu görüşünü savunan Platon, Şölen adlı eserinde, aşkın, bölünmüşlük
ile varlığımızdaki yalnızlık duygusunu kaldırmaya yönelik bir bütünleşme
arzusu olduğunu da söyler. Mitolojiye göre; henüz bildiğimiz anlamda insanın
yaratılmadığı dönemde, insanlar önceleri hem erkek hem kadındı ve Hermaphrodites
adıyla anılırlardı. Hermaphrodites kendi kendine yeten, kimseye hatta Tanrılara
bile ihtiyacı olmayan, yarısı kadın yarısı erkek, dört kollu, dört bacaklı,
biri doğuya bakarken diğeri batıya dönük iki yüzlü, dört gözlü, dört kulaklı,
iki ağızlı ve iki çift kanadı olan koskocaman bir yaratıktı. Tanrılar,
Hermaphrodites'in kendi kendine yetmesini bir türlü içlerine sindirememişler.
Ona karşı duydukları öfke günün birinde Hermaphrodites'i birbirini tamamlayan
iki parçaya bölmelerine yani ikiye ayırmalarına yol açmış. Erkek ve kadın
böyle ortaya çıkmış. İşte herkesin bir şekilde yorumda bulunduğu ve ahkam
kestiği “seks” sözcüğü de bu ayırmayı anlatır ve Latince “bölme” ve “ayırma”
anlamına gelen “secare” sözcüğünden türer. Ve o gün bugündür kadın kayıp
yarısı erkeği, erkek kayıp yarısı kadını arayıp durur. O zamandan beri
erkek ve kadın birleşmeye çalışmaktır. Bu nedenle seks; kendini sevme,
kendini keşfetme ve yaşamın gerçek anlamını arama yolculuğunun başlangıç
noktasıdır. Bu arayışa yani yeniden hermafrodit olup tamamlanma, bütünlenme
ve birleşme arzusuna da “seks” diyoruz. Türkçe’mizde seks sözcüğünün karşılığı
cinselliktir. Cinsellik gerçek mutluluğu bulma ve yaşamımızın amacını keşfetme
gücüdür. Cinsel soruların yanıtını bulabilmek, cinselliğin gizli tarihini
anlayabilmek, cinselliğin gelişim serüvenine ışık tutabilmek ve hayatta
olmanın keyfini hissedebilmek için; cinselliği sadece biyolojik, fizyolojik,
toplumsal ve ruhbilimsel bilgilerle değil, aynı zamanda mitolojik bilgilerle
anlaşılmasının doğruluğuna inanmak gerekir. Çünkü cinsellik insan yaşamının
doğal ve insanlık tarihi kadar eski bir parçasıdır.
Aşk, mahremiyet ve cinsellik
gibi konularda yazmak insanın belasını araması gibidir
Aşk, mahremiyet ve cinsellik
konuları çok karmaşıktır. Aşk, mahremiyet ve cinselliğin, evlilik ilişkilerinde
oldukça yoğun bir şekilde bulunması gerekir. Çünkü sevgiyi paylaşma, gücü
müzakere edebilme ve mahrem bir temel kurma becerisi, yakın ve doyurucu
bir evlilik ve sağlıklı bir cinsel ilişki için gerekli olan 3 önemli koşuldur.
Ayrıca bu koşullar çiftin kendi ailesinde ve önceki ilişkilerinde renklenir,
şekillenir ve etkin hale gelir. Bu nedenle cinsel terapistlerin ve evlilik
terapistlerinin aşk, mahremiyet ve cinsellik konularınıyazması insanın
belasını araması gibidir. Evlilik terapisine aldığım bir çift vardı. Kocaya
“ne zaman karın tarafından en çok sevildiğini hissedersin” diye sordum.
Adam uzun bir süre durduktan sonra “geçen ay sırtımı incitmiştim, eşim
de romatizma merhemi ile ovmuştu” diye yanıtladı. Görüşme bittiğinde koca
“bu aşk işi kesinlikle karmaşık” dedi. Sevginin paylaşılması bazen bu şekilde
çok basit görünse de karmaşık olabilir.
Aşk ve mahremiyet, duygulara
dayanır ve yoğun bir şekilde paylaşılmalıdır
Aşk ve mahremiyet sadece
paylaşılabilir ve pazarlığa açık değildir. Evlilik ilişkilerinde parasal
konular pazarlık konusu yapılabilir. Aşk ve mahremiyet ise duygulara dayanır
ve yoğun bir şekilde paylaşılmalıdır. Evlilik ilişkisinde cinselliğin bir
çok işlevi vardır. Fiziksel bir davranış olarak cinsellik pazarlık edilebilir,
ancak bir aşk eylemi olarak cinsellik pazarlık edilemez, sadece verilebilir
ya da paylaşılabilir. Ancak medyanın cinsellik yazarları ve otörleri, genellikle
aşk ve mahremiyet yerine teknik ve performansa odaklandıkları için farkında
olmadan pazarlığı kuvvetlendirebilirler.
Sağlıksız bağlanmalar,
kişinin sağlıklı ve mutlu bir evlilik yaşamasına engel olabilir
Cinsel kimliğin temeli,
kişinin başta anne olmak üzere ilk bakım sağlayıcılarıyla ilişkisi ve onlara
bağlanmasıyla oluşan ilk gelişmelerde yatar. İlk yıllardaki bağlanma kalitesi;
sevme, dokunma, verme, alma ve bağlanma becerimizi şekillendirir. Bağlanma
kalitesi ve duygulanım ilerideki mahrem cinsel ilişkileri kurar. Örneğin;
cinsel terapiye aldığımız Bay K; güçlü, eğlenceli ve yakışıklı bir genç
adamdı; ancak kadınlarla yakınlaşmakta zorlanıyordu. İlişkileri başlatmayı
başarabiliyor, ancak ilişki daha mahrem bir boyuta ulaşınca bilinçdışı
olarak onu sabote ediyordu. İki farklı eşle sertleşme sorunu yaşadıktan
sonra terapiye gelmeye karar verdi. Kızgın, utanmış ve aklı karışmıştı.
Ne olduğunu anlamıyordu. Doğumundan kısa bir süre sonra ebeveynleri boşanmış,
annesi ciddi depresyondan sonra ilaçlara bağlı yaşamaya başlamış, babası
parasız kalmış ve çocuklar akrabalar arasında dağılmıştı. Bay K; annesine
kavuşmadan önce hayatının yaklaşık ilk 2 yılını bazıları iyi bazıları kötü
akrabalarının yanında geçirmişti. İlk yıllarındaki zayıf bağlanma temelinden
dolayı mahrem bir cinsel ilişki geliştirmek Bay K için bir sorun haline
gelmişti. Terapiye devam ettikçe Bay K; şiddetli terk edilme korkusunun
farkına vardı. Sertleşme kayıpları ise anlayışlı yaklaşan ve sorun çıkarmayan
iki eşinden kendisini korumaya yönelik bilinçdışı bir savunma yöntemiydi.
Evliliklerinde Bay K; daha çok yıkılan ve eşinden uzaklaşan taraftı. Terapide
genellikle öfkesini, utancını ve akıl karışıklığını temsil eden küçük korkmuş
ve incinmiş bir oğlan çocuğu gibiydi. Bu örnek vakada olduğu gibi ilk yıllardaki
sağlıksız bağlanmalar, kişinin sağlıklı ve mutlu bir evlilik yaşamasına
engel olabilir.
Konu cinsellik olunca
görünenle değil görünmeyenle ilgilenilmelidir
Cinselliğin ifade edilmesi
ve cinsel birleşme çiftin karşılaşabileceği en kırılgan etkileşimlerden
biri olabilir. Eşin önünde zevk vermek ve almak için çıplak şekilde yatma
süreci oldukça kırılgan ve bağımlı bir durumdur. Çiftin yaşamındaki hiçbir
an bu kadar kırılgan değildir. Birleşme eylemi, bir başkasının vücudunda
başka birinin vücudunun yer alması, son derece kırılgan fizyolojik bir
pozisyondur. Bu yüksek fizyolojik açıklık ve kırılganlık durumundan ötürü
bilinçdışı süreçlerin sembolik uyanışı muhtemeldir. Cinsellik ilk duygusal
bağlanımların fiziksel bir ifadesidir ve kişinin kendi ailesi ve evliliğinde
edindiği ilişki kapsamında en iyi olarak anlaşılabilir. Örneğin: Bayan
R ve Bay D; bireysel terapistleri tarafından birlikte cinsel terapi görmeleri
konusunda bana gönderildiler. Çünkü Bayan R; orgazm bozukluğu çekerken,
Bay D’de erken boşalmadan şikayetçiydi. Terapi bünyesinde genital duyulara
odaklanan bazı ödevler verdik, bu ödevlerden biri eşlerin çıplak olarak
yan yana yatması ve birinin diğerinin erotik bölgelerine dokunmasından
oluşmaktaydı. Terapide bu noktaya kadar Bay D; penisinin sertliğini kontrol
etmeyi başarabiliyordu. Ancak Bayan R; onun genital bölgelerine dokunmaya
başladığında ya penisinin sertliği kaybediyor ya da hızla boşalıyordu.
Bayan R; ağlayacak gibi olup odan kaçıyordu. Çift bu konuda konuştuğunda
Bayan R’nin derin bir üzüntü hissettiği ortaya çıktı. Sonraki seansta,
Bayan R’den tekrar aynı durumda olduğunu düşünmesini ve aynı üzüntüyü hissetmesini
istedik. Bayan R, o duruma geldiğini hissettiğinde ondan aklına ilk gelen
anısını söylemesini istedik. Bayan R, ilk olaydan bahsederken bir yandan
da ağlamaya başladı. 8 yaşındayken bir gece annesinin onu uyandırıp sabah
olmuşta okula gidecekmiş gibi davrandığını anlattı. Bayan R, kahvaltı masasına
oturduğunda saat 2-3 arasıymış, annesi ona “seni kandırdım” demiş. İkincisi
ise bir bayram sabahıymış. Bayan R ile kardeşi oturma odasına koşup anne
ve babasının aldığı bayramlıklara bakmaya gitmişler. Ancak hiçbir şey yokmuş.
Çocuklar hüsrana uğramış. Annesini uyandırıp bunu anlatmaya çalıştıklarında
anneleri gülmüş ve ertesi günün bayram olduğunu söylemiş. Bir süre sonra
ise aslında şaka yaptığını, bayram olduğunu ancak hediyeleri bir başka
odaya sakladığını söylemiş. Cinsel egzersizler sırasında Bayan R’nin hüzün
ve üzüntüsünün ortaya çıkmasının gerçek nedenin sadist annesi olduğunu
gösteren bu vaka; konu cinsellik olunca görünenle değil görünmeyenle ilgilenilmesini
göstermesi açısından çok bilgilendiricidir.
Aşk hem duygusal ve fiziksel
yakınlığa götürür
Birbirini seven bir çiftin
cinsel etkileşimleri, en mahrem ve heyecanlı bağlanma biçimlerinden birisidir.
Aşk hem duygusal ve fiziksel yakınlığa götürür. Bu yakın olma arzusu kişinin
kendi benliğini anlaması ve sevdiği kişi ile paylaşması ile duygusal olarak
tatmine erişirken, yakınlık güdüsü fiziksel olarak dokunma, duygulanım
ve cinsel birleşme ile tatmine erişir. Aynı şekilde çiftin aşkı ve mahremiyeti
uzay boşluğunda yaşamadığı da unutulmamalıdır. Bütün diğer etkileşimler,
roller ve yaşamdaki stresler, çiftin aşk hayatını etkiler. Ancak CİSED
olarak bizim inandığımız; birbirlerini koşulsuz seven, aşklarını açıkça
ifade eden ve bunu devam ettirmeye uğraşan çiftler gerçek mutluluğu ve
huzuru bulabilirler. Ayrıca çiftin cinsel ilişkisini tamamen geliştirebilmesi
için aşk, mahremiyet ve müzakere edilmiş güç çerçevesinde birbirlerine
bağlanmaları gerekir.
Aşk müzakere edilemez
Aşk sorunlarının güç sorunlarından
keskin bir şekilde ayrılması gerekir. Aşk ve varoluş müzakere edilebilir
kaynaklar değildir. Bilgi ve hizmetler ya da para ve mülkiyet ise müzakere
edilebilir kaynaklardır. Öte yandan aşk müzakere edilemez ve edilmemelidir
de; çünkü güç konuları ile beraber akıl karıştırıcı, karmaşık ve yaygın
hale gelebilir. Aşk duygulara bağlıdır ve duygular paylaşılabilir ancak
müzakere edilemez. Güç ise müzakere edilebilir. Başlangıçta bir bireyin
diğerine olan aşkı, çifti ilişkiye götürür. İlişkinin başlangıcında bu
daha çok tutku, ihtiras ve çekicilik olarak tanımlanır. Ancak ilişki devam
ederse daha derin bir ilgi oluşur. Bu derin ilgi aşamasından mahremiyete
yolculuk başlar. Sağlıklı bir cinsel ilişki birinin diğerine duyduğu aşka
dayanan mahremiyet bağlantısından gelişir. Aşk, bağlılık ve disiplin isteyen
süregelen bir cinsel ilişki gibidir. Bu aşk diğer eşin mutluluğu, gelişimi
ve hayata dair ifade edilen kaygılarıdır. Değer verme, anlayış ve kendini
ifade etme varoluşun temel öğelerindendir. Bize göre varoluş sorunları
ve mahremiyet aşkın temel yönlerinden ikisidir. Sıradaki vaka aşkta bağlanma,
disiplin ve varoluş sorunlarını aydınlatmaya yardımcı olacaktır. Bay M
karısı ile beraber terapiye geldiğinde kırklı yaşlarındaydı ve sürekli
tartışmaktan ve erken boşalmadan şikayetçiydi. Ancak ikisi de bana birbirlerine
duydukları aşkı açıkça ifade ettiler. Çift 3 yıldır evliydi. Karısının
ikinci evliliğiyken Bay M için ilkti. Karısının evlilik öncesi doğurduğu
iki çocuğuyla karısının evinde yaşıyorlardı ve Bay M’de evin giderlerine
küçük bir miktar katkıda bulunuyordu. Bay M’nin aşk anlayışı o kişiyle
ilgilenmek anlamına geliyordu. Ancak kendi geçmiş deneyimleri; çoğu zaman
depresif ve paranoyak, olarak tanımladığı annesinin verdikleriyle sınırlıydı.
Bay M’nin psikoterapi grubundaki üçüncü yılında şu sorun gerçekleşti. Karısı
Avrupa seyahatinden döndüğünde hediye olarak altın bir evlilik yüzüğü getirmişti.
Bu noktaya kadar Bay M’nin bir evlilik yüzüğü yoktu. Hediyeyi aldığında
karısına teşekkür etse de yüzüğü takmadı. Yüzükle ne yapacağını bilmediği
için bir kriz yaşamaya başladı. Grupla bu konuyu tartıştığı zaman Bay M’ye
yüzüğü takmamanın sembolik olarak karısına sevgisini ve bağlılığını ifade
etmeyi reddetmek manasına geldiği söylendi. Ayrıca bankada karısının bilmediği
bir hesabı olduğunu ve birlikte bir ev almak istemediğini de açıkladı.
Bay M, karısına bağlılık ve disiplin konusunda eksiklik çektiğini gördü
ve bu yönüyle yüzleşti. Bir sonraki yılda Bay M, evlilik yüzüğünü takmaya
başladı, beraber ev aldılar ve ortak bir banka hesabı açtılar. Bay M, gruba
bir gün çiftlikte yürürken bir atın çitten atlayıp onun yoluna çıktığını
ve o anda karısının güvenliğini sağlamak için hiç bir şey yapmadığını fark
ettiğini anlattı. Suçluluk ve utanç hissetti. Bizde bunu tartışarak karısına
olan aşkı ve kendi istekleri arasındaki çatışmaya dikkat çektik ve terapi
devam etti. Bu vaka bize geçmişinde derin ilgi görmeyen bir kişinin mahremiyete
yolculuğunda sıkıntılar yaşayabileceğini göstermesi açısından önemli olmuştur.
Aşk nedir ve nasıl gösterilir
Adını aşk koyduğumuz şeyin
ne olduğunu şimdiye kadar kimse tam anlamıyla çözememiştir. Kişi içgüdüleri
tarafından önce kendisini korumayı düşünmektedir. İşte aşk bu korumayı
neredeyse eriten bir duygudur, insanı yaşama bağlayan bir etmendir. Sanki
ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, kişi aşık olduğunda ortaya çıkar,
tek farkla aşk bir hastalık değildir. İnsanlar bilinçdışı olarak sürekli
ölümsüzlüğün peşinde koştukları için yenilenme arzusuyla üremek isterler.
Üremek için gerekirse kahramanlık ve fedakârlık da yaparlar. Aşk fedakarlıkların
en büyüklerindendir. Günümüzde psikanaliz, aşk objesine duyulan özlemin,
erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere, genellikle anne ve babalara,
yeniden kavuşma isteğinden doğduğuna inanır. Yani erkek ya da kadındaki
bir araya gelme isteği, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni
bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinin bir sonucudur. Duygusal dünyasında
tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, gelişimi sırasında kendisine
zevk veren şeyleri, kendisinin parçası haline getirir. Yani onu mutlu eden
şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılar ve bölünmüşlük
duygusu geçici olarak ortadan kalkar. Çocuk, bir başkasının ona yönelmesiyle
kendini bir bütün ve mutlu hisseder. Kişi aşık olduğunda da böyle davranır.
"Ya benimsin ya kara toprağın, ben sensiz bir hiçim” nakaratları bu yoğun
duyguların bir sonucudur aslında. Hatta Freud, sevgili seçerken, küçük
yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı hareket edildiğini ileri sürer.
Kişi aşık olma süreci sırasında, önce hayatında bir şeylerin eksik olduğu
duygusuna kapılır. Böylelikle yeni bir aşk objesine karşı yoğun ilgi gelişir
ve kişi aramaya başlar. Kalp atışları hızlandığında, kulaklar uğuldadığında,
uykusuzluk başladığında, yani kişi aşık olduğunda, kendini eksik hisseden
taraf, bütünü oluşturmaya çalışıyor demektir. Aşk anlaşılması zor bir kavramdır.
Aşk nedir ve nasıl gösterilir, ifade edilir ve paylaşılır? Aşk gelişen
bir süreç olarak en az 3 öğeden oluşur; iki davranışsal öğe; ilgiyi alma
ve gösterme; iki bilişsel öğe: iyiyi görme ve affetme; duygusal öğe: mahremiyet
gibi. Alınan ilginin anlamı bir kişi ilgi görmüyorsa karşılığında imkansız
olmasa bile ilgi göstermesi çok zordur. İlk ilgi göstericilerin görevleri
besleme, koruma, barınak sağlama ve yol göstermedir. İlgi gösterme ise
aşkın somut ve davranışsal ifadesidir; yemek pişirmekten, yatağa taşımaya
ve bebek bezi değiştirmeye kadar değişir. Sevdiklerimize hizmet ederiz
ve bizim yetersiz olduğumuz yerlerde de onların hizmet etmesini bekleriz.
Cinsel eylemde ise ilgi bize ve eşimize zevk veren aktiviteleri sergilemek
ve yapmak ile gösterilir. İyiyi görme, sevdiklerimizden önce kendimizde
olumlu özellikleri görebilme becerisini gösteren bilişsel bir süreçtir.
Bu özellikler fiziksel, karakteristik ya da geçici olabilir. İyi bir cinsel
yaşam için gereken ön özellikler kişinin kendisini zevk veren ve alan cinsel
bir varlık olarak görmesidir. Birinde cinsel iyiyi görmek o kişiyi önemli
ve ehil olarak görmekle paralellik gösterir. Birinde iyiyi görmek ayrıca
onu dinlemeyi ve ondan öğrenmeyi de içerir ki böylece geribildirim bir
eleştiri olarak anlaşılmaz ya da yapılmaz. CİSED olarak biz bu özelliği
saygı olarak tanımlıyoruz. Ne var ki gerçek saygı öz saygıdan gelişir.
Cinsel etkileşimde bu saygı kişinin ve eşinin hoşuna gidenleri öğrenme
ve söyleme, sonrasında ise gerçekleştirmedir. Zevk veren cinsel aktivitelerin
müzakere edilmesinde geribildirim önemlidir, aynı şekilde bu geri bildirimler
cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da içerir ve bazen çatışma ve sorun
da oluşturur. Affetme ise birçok bireysel, evlilik ve cinsel terapist tarafından
göz ardı edilen ancak evliliğin ve bireysel mutluluğun temeli olan bilişsel
bir diğer süreçtir. Yine de bu süreç iyiyi görmek için başlıca koşuldur.
Eğer hatalarımızı affetmezsek karşımızdakinde ve kendimizde iyiyi nasıl
görürüz? Kendimizdeki mükemmellik için taleplerimizden vazgeçebilir miyiz?
Kendimiz için yapmazsak sevdiklerimiz için yapabilir miyiz? Affetme özellikle
eşi aldatma sorununda çok önemlidir. Eğer affetme bilinmezse aldatılan
eş evliliklerinin sonuna kadar diğerine bu hatasını ödetmeye çalışır.”
dedi.
Cinsel sorunlar mahremiyet
zorluklarının bir göstergesidir
Mahremiyet evlilikte, cinsel
ve aile yaşamında çok elzem bir kavramdır. Mahremiyet de aşk gibi birçok
tanıma sahiptir. Mahremiyet yaygın anlamlarının dışında birçok şey ifade
etmektedir. Arapça “haram” kelimesinden gelir ve “haram olma hali” demektir.
Herhangi bir şey özelse onu hak etmeyen bir kişiyle paylaşmak doğru değildir.
Bu özel olan şey için “mahrem” kelimesi de kullanılabilir. Paylaşmamak
haline, gizli olma durumuna veya gizliliğe ise “mahremiyet” denir. Kişinin
kendisine, karşındakine duyduğu saygının bir gereğidir. Mahremiyet sıkı
sıkı tutup, korunması, kollanması gereken yaşantılar, duygular ve anlardır.
Başkalarının ellerine, dillerine ve gözlerine bırakılmaması gereken özel
bir alandır. Titizlikle muhafaza edilmesi gereken bir güzelliktir. Bir
anlamda kişinin çok özel insanlarla paylaştığı iç dünyasının dokunulmazlığı
da diyebiliriz. Mahremiyet sanıldığının aksine eski uygarlılarda ve ortaçağ
Avrupa’sında olmayan, antik Yunan’da küçümsenen, Roma'da önemsiz bulunan
kavramdır, Rönesans’la ortaya çıkan bireyselleşmenin bir ürünüdür. Temelde
İnsanın yüceliğine inanma ve karşılıklı sınırsız saygıya dayanır. Tümüyle
çağdaş bir olgudur, demokrasinin bir getirisidir. Mahremiyet; edep ve haya
anlamlarını da taşımaktadır. İşte bu yüzden mahremiyet sağlıklı ve
mutlu bir evliliğin oluşmasında en önemli unsurlardan biridir. Mahremiyetin
olmadığı bir yerde huzur da yoktur; huzurun olmadığı yerde de haz verici
bir cinsellikten ve aşktan söz etmek imkansızdır. Mahremiyet için birçok
önemli öğe vardır; bağımlı olabilme, işbirliği ve becerisi ile mahrem ilişkilerde
meydana gelen çatışmayı, düşmanlığı çözebilme, anlama, direnebilme ve ifade
edebilme yetisi. Bir başka anlamda mahremiyet; kimliğin, duygulanımın,
egemenliğin, uyumun, çatışma çözümünün ve cinselliğin vazgeçilmez bir birleşimidir.
Bir başka açıdan mahremiyet; incinmeyi ve incinmekten korkmayı paylaşmadır.
Evlilikte mahremiyet ise her eşin beraberinde ego gücü, iktidarı, kırılganlığı,
bağımsızlığı, dokunmayı, güveni, karşılıklılığı, benliğe dair anlayışı
ve benliği paylaşmayı getirmesidir. Çoğumuzda olduğu gibi mahremiyet; güçlü
bir benlik ister, kırılgandır, yanılabilir ve ihtiyaç içindedir. Mahremiyeti
geliştirebilmek için ihtiyaç içindeki benliklerimiz için alan ayırmalıyız.
Mahremiyet korku dolu bir süreçtir, çünkü; ifşa korkusu; terk edilme korkusu;
kızgın saldırı korkusu; kontrolü kaybetme korkusu; kişinin kendi yıkıcı
dürtülerinin korkusu; kişinin bireyselliğini kaybetme korkusu gibi korkular
içinde barındırır. Biz CİSED olarak; bütün bu korkuların sağlıklı ve mutlu
evlilikte giderilebileceğini düşünüyoruz. Ayrıca cinsellik sorunları mahremiyet
zorluklarının bir göstergesi olarak görüyoruz. Mahrem, ifade edilen duygusal
hisler, duygulanım, bağımsızlık ve kırılganlığın eksikliği cinsel temasın
eksikliğini pekiştirir. Çiftin hayatındaki mahremiyet tatmin edici ve zevk
veren cinsel hayat için karar verici ana etkenlerden biridir. Sadece sorunlu
çiftler mahremiyet olmadan cinsel yönden birbirini tatmin edebilir. Çoğu
çift için mahremiyet olmadan birbirlerini cinsel yönden tatmin etmeleri
mümkün değildir. Gerçek orgazmın verdiği zevk sürekli gelişen mahrem evliliklerde
zirve yapar. Mahrem evliliklerde cinsellik sadece eğlence ve aşkın ifadesi
olarak yer alabilir. Ancak bu durum neden sevilmediğini hisseden eşlerin
sırf cinsellik için cinsel ilişkiye girmek istemediğini açıklar. İncinmeye
dair korkularımızı ve zayıflıklarımızı paylaşamazken en yüksek düzeyde
orgazm zevkini nasıl paylaşabiliriz? Aslında bir eylem olarak cinsellik
çok kolay yapılabilir, gerçekleştirilebilir. Cinselliği aşk ve mahrem ilişki
kapsamında paylaşmak zor olandır. Cinsellik aşkın bir ifadesi olarak duyguların,
hislerin ve geçmiş ve o anki kaygı, acı, korku ve karışıklıklara dair deneyimlerin
bir paylaşımıdır. Eğer gerçek bir paylaşım meydana gelmezse cinsel performans
zarar görür. Bundan dolayı CİSED olarak cinselliğe paylaşılan geçmiş deneyimler
çerçevesinde hislerin bulunduğu müzakere edilebilir bir eylem olarak yaklaşıyoruz.
Mutlu bir evlilik için
iktidarı paylaşabilme becerisi şarttır
Müzakere etme yeteneği;
tatminkar bir cinsel yaşam ve evlilik ilişkisinin çok gerekli bir içeriğidir.
Gerçekte müzakere etme yeteneği birçok aile, evlilik ve cinsel terapi kitaplarında
yer almamaktadır. Ancak şimdi bu yeteneğin olmadığı ya da eksik olduğu
ilişkilerin yürümeyeceğini biliyoruz. Belki kötü olarak yürüyebilir ve
sıkıntılar çiftin peşini bırakmayabilir. Bir evliliği sonlandırmamak eşlerin
birbirlerini sevdiği ya da müzakere edebildiği anlamına gelmez. İktidarın
müzakeresi hem sahip olunanın yani materyal kaynakların hem de yapılanın
hizmet ve bilginin müzakere manasına gelir. Sahip olunan ve yapılan üzerine
kavgalar çoğunlukla mahrem olma ve mükemmellik talep etmeden beraber önemli
olma sorunlarını paylaşma yeteneksizliğinden çıkmaktadır. Bu nedenle mutlu
bir evlilik için iktidarı paylaşabilme becerisi şarttır. Müzakere etmek
öğrenilmesi zor bir yetenektir, çünkü model aldıklarımız genellikle bize
bunu gösterme konusunda başarısız olurlar. Bundan dolayı müzakere etme
yeteneği aynı nedenden ötürü aşık olma yeteneği gibi öğrenmesi zordur.
Hepimiz öyle ya da böyle denemeler sonucu öğreniriz. Ancak bunun maliyeti
yüksektir ve çoğumuz da sonuca ulaşamayız. Burada sözü geçen müzakere ile
anlatılmak istenen pazarlık, sorun çözme ve karar verme sürecinin şu değişmez
sahneleri izlemesidir: Sorunları tanımlama, maliyet ve getirileri ile olası
çözümleri önerme, kararlaştırılmış bir eylemi uygulama, sonuçlarını değerlendirme
ve eylemi aynen devam ettirme ya da başarısız olma koşulunda bir alternatifi
ile değiştirmeye karar verme. İktidar otoriteden oluşur ki bu otorite kararlar
alır ve sorumluluk üstlenir, bir eylemin uygulanması görevini üstlenir.
Hem otorite hem de sorumluluk dengeli bir şekilde ve eşleri tatmin eden
bir eşitlikle müzakere edilip paylaşılabilir veya dengesizlik oluşur, eşlerden
birinin öz önem hissinin veya statüsünün diğerinin düşük statüsüne rağmen
başarıya ulaştığı tatminsiz bir ilişki ortaya çıkar. Bu koşullar altında
sadece müzakere imkansız değildir, ayrıca mahremiyet de imkansızdır, çünkü
bunlar eşlerin eşit olarak görüldüğü ilişkilerde başarılabilir. Müzakere
yeteneği 3 koşul altında hızlı bir şekilde artar: Evliliğin işlevsellik
düzeyi yani düzey ne kadar yüksekse başarılı müzakere ve dolayısıyla sonuç
getirme ihtimali o kadar yüksektir; her eşin de yeterlilik düzeyi yani
yeterlilik düzeyi ne kadar yüksekse başarılı müzakere şansı o kadar yüksektir
ve müzakere edilecek motivasyonun kalitesi ve mevcudiyeti. Örneğin tatminkar
bir işlevsellik düzeyine ve belli bir yeterlilik düzeyine ek olarak biri
müzakere isteği duyabilir. Daha önce belirtildiği üzere, müzakere yeteneksizliğimiz
çoğunlukla incinme korkusundan ve acıları paylaşma yeteneksizliğinden çıkmaktadır,
ki bu duygusallığımız ile ne kadar yakın olduğumuzdan başlayan bir süreçtir.
Duygularımız ne kadar yakın ya da uzak olduğumuza karar verir. Başarılı
bir müzakere için en önemli koşul motivasyondur. Motivasyon kapsamında
ilgilenilmesi gerekenler; kişinin kendisi, evliliği, çocuklar, ebeveynler,
kardeşler, eşinin ailesi, iş, arkadaşlar ve boş zamandır. Aile içi önceliklere
ek olarak, kişi kendi bağlantıları, inançları ve bağlılıkları ile de ilgilenmeli
ve sahip olma, yapma ve var olma gibi kaynakların kullanımı ile de uğraşmalıdır.
Bu öncelikler kötü tanımlandığında, karıştığında kişinin kendisini bilmesi
ve neyin daha önemli ya da ilgili olduğunu anlaması zorlaşır. Erkekler
kendilerini tipik olarak işleri ile tanımlarlar yani erkekler kendilerine
işlerine göre mesleki tanımlar yaparken, kadınlar için bu tanım anneliktir.
Her şekilde benlikten, iş, evlilik ve çocuklar için vazgeçilmiştir. Kültürümüzün
zor kıldığı benliğimizi başarmak, hayatın kaynağından kendimizi ayırt etme
bilgisini ve temel birleşme hissini yeniden yakalamak için süregelen bir
mücadeleyle bütünleşmeyi gerektirir. Benlik sınırsız hayallerimiz ile sınırlı
anlayışımız arasındaki gerginliğin acı dolu bir farkındalığıdır.
YAZININ
DEVAMI İÇİN "Erken Boşalma'nın Üstesinden
Gelmek" adlı kitabımı alınız...
Yukarıda
yer alan yazı "Erken Boşalma'nın
Üstesinden Gelmek" adlı kitabımdan alınmıştır ve tarafımdan bizzat
yazılmıştır.
Kaynak
göstermeden alıntı yapmak kesinlikle yasaktır.
Kaynaklar
“Kaynak: www.drcemkece.com” şeklinde olmalıdır. |