-Evlilikte
ALTIN Kurallar
-Evlilik
ve İlişki Danışmanlığı Nedir?
-Evlilik
Kurumu
Merhabalar;
Evlilik terapisi ile ilgili internette pek çok yazı bulmanız mümkündür. Ancak aşağıda size sunacağım metni bulma şansınız yok. Bu metin evlilik terapisine aldığım bir çiftin seansından birebir uyarlanmıştır. İsimler, meslekler ve zaman etik değerler açısından değiştirilmiştir.
Çiftler evliliklerinde neden kriz yaşarlar? Bunu bilim adamları araştırmışlar, kitaplar yazmışlar, ben de yıllardır, Türk aile yapısına uygun bir şekilde, bunları bir başlıklar altında topladım. “Evlilik Sorunlarının Üstesinden Gelmek” adlı bir kitap üzerinde çalışıyorum. Bitince inşallah elinizde olur. Ama o zamana kadar size bazı özetler geçeceğim. Çünkü, bazı şeyler var ki, bunlar karı koca arasındaki çatışmaların özünü oluşturuyor. Pek çok neden var. Aranızda pek çok uyuşmazlık var. Pek çok sorun var ama bunlar benim burada sayacağım maddelerden birinin içine girer. Çünkü, olayı yaşarken kişi ayrıntılara boğulur. Olayın kendisinin yaratmış olduğu duygusal anafordan realiteyi göremez. Ama uzaktan bakıp be benim Ayla ile Ali’ın sorunu değil de, Ayşe ile Mehmet’in sorunuymuş dediğinde uzaktan aslında bir şeyler görebiliyor. Çünkü, başkasının evliliği hakkında akıl yürütmek kolay değil mi? Şimdi öyle diyorsunuz, Cem Bey bize nasılsa akıl veriyor, kendisi rahat. Ama insan kendi sorununu yaşarken gözleri kör oluyor, bazen perdeler iniyor. Bazen üç maymun oluyor, duymuyor, görmüyor, işitmiyor. Biz en azından bunlarla ilgili bir farkındalık yaratalım dedik. Şimdi arkadaşlar evliliklerde 7 altın kuralı size anlatmaya çalışacağım:
1.Madde: Düşüncelerin
paylaşılması. Yani konuşmak. Yani, biz düşüncelerimizi paylaşmıyoruz,
milletçe. “Akıl okuma” diyoruz biz buna. Şimdi Ali Bey Ayla Hanım’a
bakıyor, diyor ki, ‘benim aklımdan geçenleri görsün, okusun’ istiyor. ‘Beni
anlasın’, diyor. Ben düşünüyorum bir şeyler, o da düşünsün, o da görüyor
zaten okuyor. Birbirimizin aklını okuyoruz. Sanki gelişmiş uzaydan gelen
yaratıklarız da. Birbirimizin aklını telepatiyle okuyacağız. Evli çiftlerin
düştüğü en büyük hatalardan birisi bu. Söylemiyoruz, o görsün, o bilsin,
istiyoruz. Biz buna akıl okuma diyoruz. Akıl okuma evliliklerde en büyük
problemlerden biridir. Şimdi konuşma çok önemli, düşüncelerin paylaşılması
çok önemli. Ama bu düşünceleri paylaşırken dediğim gibi dil de çok önemli.
İşte, ‘ben dili’ dediğimiz bir dil var. Ben dili kavga dili değildir.
Ben dili uzlaşma dilidir. Ben dili çözüm dilidir. Ben dili ile konuşan
çiftler anlaşır. “Sen dili” ise, bunun tam karşıtı olan dildir.
Kavgacı ve sorunu büyüten dildir. Zaten bir çift, kavga ediyorsa, anlaşamıyorsa,
sorun yaşıyorsa, kullandığı dil sen dilidir. Mesele ben dilini kullanmayı
bilmek. Şöyle bir örnekle anlatayım: Koca akşam vakti iş yerinden ayrılmak
üzeredir. Üniversiteden arkadaşları geliyor, liseden arkadaşları geliyor.
‘ya baba bu akşam çıkalım, gezelim, felekten bir akşam çalalım.’ Diyorlar.
Adam,’tabi olur ama hanımı bir arayım’ diyor. ‘lan sen amma kılıbık bir
adam oldun, sen tam bir light adam oldun, hani sen taş fırın erkeği idin.
Üniversitede böyle değildin, lisede böyle değildin, tuuuu sana şerefsiz…’
falan. Adam tabi gurur meselesi yapıyor, aramıyor. Olmuyor mu oluyor. Tabi
evde karısı, çoluk çocuk sofra başında, masa kurulmuş bekliyor. Adam dışarıda,
arkadaşlarıyla, kakara kikiri alkol, falan. Ama aklı hep evde,vicdanı da
sızlıyor, huzursuzluk var ama delikanlılığa da bok sürdürmüyor. Saat 13.30
falan eve geliyor şimdi. Eve geldiği andan itibaren kadın, ‘Allah’ın belası
pislik herif’ falan, deyip ağzını açıp başlıyor saydırmaya. ‘sen şöylesin,
sorumsuzsun, insan bir telefon açmaz mı? Biz burada meraktan öldükte, şudur
da budur da, sorumsuz, adi, alçak, pislik herif falan. Adam ilk başta tamam
eve süklüm püklüm gitmiş ama karşısındaki kadın saldırınca, önce savunmaya
geçiyor, ardından o da başlıyor. ‘seninde, yemeğinin de, çocuğunun da’,
başlıyor sıralamaya. Ertesi gün buradalar ‘biz boşanıyoruz’ diye. Buradaki
üslup aslında sen dili. Çok net bir şekilde sen dili var. Sen dili neydi?
Aşağılayıcı idi, suçlayıcı idi, yargılayıcı idi. Kadın, suçladı, aşağıladı,
yargıladı. Karşılığında reaksiyon ne idi, savunma, ardından saldırı idi.
Çünkü bir insanı eleştirdiğinizde, saldırdığınızda, ne olursa olsun haklıda
olsanız, hemen savunmaya geçer ardından saldırıya geçersiniz. Evet ama
bakın hemen savunma gelir. sen dilinin en önemli özelliği bu, suçlar, aşağılar
ve yargılar. Uzlaşma yoktur. Şimdi bu kadın ben dili ile nasıl ifade edebilirdi
bu durumu. Ben dilinin üç tane önemli kuralı vardır.
a) Kişinin asla
kişiliğini eleştirmeyeceksiniz. ’sen kötüsün’ yerine. ‘yaptığın bu
davranışın kötü olduğunu düşünüyorum’ demek ayrı bir şeydir. Çünkü, bana
komple kötü diyemezsin, benim iyi olan yönlerimde var. Ama bana komple
iyi de diyemezsiniz, benim kötü yanlarımda var. Kime göre, etrafımdaki
insanlara göre ve bana göre. Çünkü, bu değişir. Doğrular farklı işte bu
kültürlerde. O yüzden kişinin davranışları eleştirilebilir. Hiç kimse davranışların
eleştirilmesine laf etmez. Ama kişiliğin eleştirilmesine herkes laf eder.
‘şerefsiz’ demek, kişiliği eleştirmektir. Ama, ‘şu yaptığın davranışın
şerefsizce olduğunu düşünüyorum’ demek, davranışı eleştirir. Sen ‘şerefsiz
değilsin’ ama ‘bu davranışın şerefsizce’ demek, gibi daha yumuşaktır. En
basiti bu. Yani davranışlar eleştirilebilir. Çünkü biz insanız. Kişilikler
bizi var eder. Ona kimse, anneniz, babanız, karınız, çocuğunuz, amcanız,
dayınız, kim olursa olsun, eleştiri getirdiğinde hemen saldırı başlayacaktır.
Ben dilinde en önemli kurallardan biri budur.
b) Durumu net
olarak anlatmak. Durum net olarak anlatılır ben dilinde. Ortada bir
durum var şimdi. Nedir bu durum? Haber vermeden kocanın eve geç gelmesi.
Başka bir durum var mı? ‘hani bu adam başka bir karının koynundan gelmiyor,
hırsızlık yapmamış, adam öldürmemiş, böyle bir durum daha var ortada, haber
vermeden eve geç geliyor. Bu durumda hissedilen duygular ne? Bakın
duyguların ifade edilmesi de çok önemli. Nedir bu durumda hissedilen duygular?
Kadın merak etmiş. Adam yerine konulmadığını düşünmüş. Korkmuş, duygularını
paylaşacak ve beklentisini ifade edecek. Ben dilinde bu da önemlidir. Ama
top karşı tarafa atılacak. ‘sen bilirsin’. Şimdi bu kadın, şunu diyebilirdi,
önce durumu ifade edecek. Nedir durum? Eve haber vermeden geç gelmek. Bu
durumda ben neyi hissettim. Endişelendim meraklandım, korktum. Peki, beklentim
ne? ‘Böyle durumlar olabilir, doğrudur. Ama önceden haber verseydin sevinirdim.
Ama sen bilirsin. Ne olur şimdi bu adam ne hisseder? B…k gibi olur. Zaten
pişmandı. Bir daha bu adamın kafasına silah dayasan haber vermeden eve
geç gelmez. Kadının istediği neydi zaten? Sorunu çözmekti. Sorunu çözdü
mü? Çözdü. Kavga çıktı mı? Çıktı. Sevişirler, yürürler. Problem yok. Ama
ben dilini bilmediğimiz için, hep suçlama ve yargılama. ‘Sen benimle ilgilenmiyorsun’
başlar. Öyle demek yerine, ‘birlikte vakit geçirmeyi özledim seninle. Daha
fazla vakit geçirsek seninle mutlu olurum’. Aynı cümle aslında. Ama birisi
yapıcı, pozitif karşı tarafı da yanına çeken, öbürü ise sen benimle ilgilenmiyorsun,
sen ilgisizsin, aslında aynı şeyi söylüyoruz ama birisinde adam hemen savunmaya
geçiyor, birisinde saldırıyor, ‘sen de zaten böylesin diyor’ demeye başlıyor
ama öbüründe, ‘ya karım bak beni özlemiş, benimle birlikte olmak istiyor.
‘ya tabi hayatım ne demek, ne yapabiliriz’ dil hemen değişiyor. Dikkat
edin, bir tane kavganıza örnek verin inceleyelim mesela. Analiz edelim.
Erkek hasta :Mesela
yok ağırlıklı olarak, hani meslek olarak yut dışına gittiğim için, gidilen
yerdeki o şartlar benim tarafımdan bilinmediği için, mutlaka aranılacak
diye düşünülüyor. Bu çok normal, beklenti böyle. Uçaktan iner inmez, ayağını
basar basmaz, alo geldim demek son derece normaldir. Beklentilerin haklı
olmasıdır. Ama öyle bir olay ki, daha iniyorsunuz, karşı da bir ekip var
sizi karşılıyor. O atmosferden arayamıyorsunuz. Gideceğiniz otel belli
değil. Orada bir telaş var. Hakikaten öyle bir şey ki, defalarca şahit
oldum, ‘aaa çok merak etmişlerdir’ deyip arayacakken, aranıyorsunuz. Tabi
bu aralardaki aranmalarda, doğal olarak şey geliyor. ‘herhalde vardın yerine’
zaten aslında buradaki…
Bayan Hasta :Arayan
biziz yani bu arada.
Erkek hasta :Evet
yani, benim aramam gerekirdi. Buradan şeyler çıkıyor. Ağırlıklı olarak
eleştiriler buradan geldi bana.
Terapist :Amam bana
sen dili, ben dili ile ilgili kavga örneği verinde somut bir örnek olsun.
Suçlamıyor musunuz birbirinizi bu konuda?
Erkek hasta :Suçluyor
tabi ki niye aramıyorsun diye,
Bayan Hasta :Ben
ne diyorum telefon ettiğim zaman sana? Nasıl eleştirilerim oluyor?
Terapist :Mesela
buraya geldiğinde suçladınız ya, bilmem ne kendi kabuğuna çekiliyor, ondan
sonra sorunu çözmek yerine bana küsüyor.
Erkek hasta :Doğru
doğru bunların hepsi doğru.
Terapist :Şimdi
sen sorunu nasıl çözersin, sorunu çözmek yerine küsüyorsun.
Erkek hasta :Şöyle
söyler mesela ben söyleyeyim, ‘sen beni birinci plana hiç koymadın? ‘sen
işini, ön plana koydun, beni birinci plana koymadın. Ben bu yaşamının neresindeyim’
Terapist :Hah işte
bu sen dili. Çok güzel bir sen dili. Şimdi bu dilin karşısında Ali Bey’in
yapacağı tek şey, ‘evet ama savunma’ ardından da saldıracak. Savunmasını
yetersiz bulduğunda, sizinde bunu kani olmadığınıza kanaat getirirse, sizin
bir açığınız vardır zaten, sizin o açığınızdan sizi vurmaya çalışacak.
Sistemi dengeye getirmek için. Şimdi bu durumu ben dili ile nasıl ifade
ederiz arkadaşlar?
Bayan Hasta :’Ben
seninle daha fazla zaman geçirmeyi tercih ederim.’
Terapist : ’Birlikte
zaman geçirirsek daha fazla keyif alacağımızı düşünüyorum.’
Bayan Hasta :’Ailecek
bir arada olmak çok güzel olabilir, daha sık’
Terapist :’Seni
özlüyoruz’ aynı şeyi söylüyorsunuz ama birisinde suçlama var, birisinde
ise gel uzlaşalım çözelim var. Bu kadar basit. Demiştim ya elinize bir
poşet lastiği takın, ne zaman ben dili kullandığınızda, problem yok. Ama
sen dili kullandığınızda çekip kendinizi bir cezalandırın. Gerçekten samimi
olursanız, 6 ay bu bilekleriniz kıpkırmızı dolaşırsınız. Ben öyle yaptım
6 ay kıpkırmızı dolaştım. 6. ayın sonunda terbiye oldum.
Bayan Hasta :Söyledim
ama o da damarıma bastı canım,
Terapist :Yok, samimi
olacaksın canım, bu noktada kritik olan şu arkadaşlar. (Bu konuyu birazdan
konuşacaktım ama bağlayayım oraya) evliliklerde, en temel kurallardan biri
de şudur. Karşınızdakini olduğu gibi kabul etmek. Maalesef bunu
yapamıyoruz. Bu ne demek biliyor musunuz? Ben senin varlığını,
kişiliğini, hayallerini, korkularını olduğu gibi kabul ediyorum. Sana saygı
duyuyorum, seninle bu halinle evli kalmak istiyorum. Bu kadar. Eğer
karşı tarafta bir şey değiştirmek istiyorsa, ben iyi bir model olarak,
iyi bir örnek olarak değiştirebilirim. Örnek olarak; Burada geçmişinizi
konuşurken, anne-babaların, amcaların, dayıların, halaların davranışlarının
sizin üzerinizde nasıl bir etki bıraktığını burada örnekleriyle görmedik
mi? Demek ki her insan, hangi yaşta olursa olsun, modelleyerek öğreniyor.
Benim bir hastam vardı, ‘yani, yani, yani’ diyen, bu kelimeyi konuşan bir
hastam vardı, çıktıktan sonra ben de konuşmamda 3-4 sefer ‘yani’ kullanmışım.
Ve oluyor bu. Devamlı burada, ben ‘yani’ kullanayım, Ali Bey 5 dakika sonra
‘yani’ kelimesinin içinde olduğu bir cümle kuruyor. Bu kadar basit tablo.
Şimdi ben diyelim ki, Ayla Hanım’ın, yaptığı bir davranıştan rahatsızım.
Ama onu da olduğu gibi kabul etmişim. Bu konu da netim ama samimiyim. Onu
değiştirmeye çalışmayacağım çünkü, değiştirmeye çalıştığımızda hemen direnç
gelir, savunma ardından saldırı gelir. Ama ona örnek olmalıyım. Davranışlarımda
ki o da değişimi görebilsin. Çünkü, bir insan ‘değiş’ demekle, değişmez
arkadaşlar. Kendi istemesi lazım. Değişimin kişinin tarafından algılanması,
kendisinin istemesi, kendisinin iradesi ve istemesi ile olması lazımdır.
Yoksa bizim değiştirme şansımız yok. Beyhude bir çırpınıştır. Sadece birbirimizi
yıpratmaktan öteye geçmez. Bir örnek vereyim şimdi. Benim hanım diş hekimi
ya, Ayla Hanım
Bayan Hasta :Hıhı,
Terapist :Bu biraz
kaprisli. Her yerde çalışmıyor. O zaman bizim durumumuzda biraz kötü. Fakir
olduğumuz dönemler, öyle söyleyeyim. Ben hem hastane acil servislerinde
çalışıyorum, hem de boş zamanlarımda polikliniklerde nöbet tutarak, aile
bütçemize katkı sağlıyorum. Bizim hanımda çalışılacak yerleri beğenmediği
için, çalışmıyor evde oturuyor. O zaman polikliniklerde iş bakıyor, ‘yok
orası sümüklü, yok burası pis’ falan, böyle kapris içerisinde. Ben çalışıyorum
ama bir de ev işlerinde yardımcı oluyorum. Tabi bir zaman sonra rahatsız
olmaya başladım. Bu yatıyor evde, ben çalışıyorum bir de ev işlerine yardım
ediyorum. Bir de sabah aç karına işe gidiyorum. Öğrenmişim şimdi. Annem
babam nasıldı? Sabah babam annemi kaldırırdı, annem babamın kahvaltısını
hazırlardı, bizleri de yedirir, içirir ve gönderirdi. Şimdi anne modeli
öyle olunca sonradan fark ettim ki, karımın halleri bana batıyor. Neden
batıyor? Öyle ailede büyümüşüm ki, kadın kalkar, kahvaltısını hazırlar,
kocasını işe gönderir. Koca, her şey hazır olduktan sonra yataktan kalkar.
Ben böyle bir ailenin çocuğuyum. Şimdi ne yapalım? Ben ne yaparsam yapayım,
genetik kodum bu. Malzeme bu yani, bu malzemeden başka bir şey çıkmaz.
Ama terbiye edilmiş bir malzeme bu şimdi. Eğitim de almış bir malzeme.
Ama rahatsızlık hissediyorum, hem nasıl gıcık kaptım hanıma, anlatamam.
Ama dedim ki, ‘şimdi ben buna, kalk bana kahvaltı hazırla’ desem, hır gür
çıkacak, kavga çıkacak. Dedim ki, ‘akıllı ol o zaman, çünkü sen bunun eğitimini
de almışsın, madem öyle bunun davranışını değiştir. Ama bunu öyle bir şekilde
yap ki, hem kalıcı olsun, hem sende rahatla, hem de evliliğinde sorun çıkmasın’
çünkü, akıllı adam böyle yapar değil mi? Şimdi siz olsanız ne yapardınız?
Bayan Hasta :Yatağa
kahvaltı götürürsünüz.
Terapist :Çok akıllıca
bakın. Aynısını yaptım.
Erkek hasta :Ben
öyle düşünmem, iştim ama yine sevgiyle ona baktıkça çok mutlu olabileceğini,
kendisine baktığın zaman, ne bileyim…
Terapist :Evet,
bu da olabilir ama ben ne yaptım? Aynı eşinizin dediği gibi yaptım. Sabah
07.00 de kalktıysam, 06.00 da kalktım. Sıcak ekmek aldım. Bir tane de karanfil
aldım. Yatağına kahvaltıyı götürdüm hanımefendinin. Birlikte yiyelim dedim,
boğazımdan geçmiyor, benimle yersen çok mutlu olurum dedim. Ertesi gün
bir daha yaptım. Üçüncü de bir daha yaptığımda, düşünmeye başladı. Fark
etti, ‘ya hayatım sen zaten çalışıyorsun’ dedi, ‘lütfen sen yapma, ben
artık yaparım’ dedi. O gün bugündür, kahvaltımı yapmadan evden göndermez.
Bakın, sorunumu çözdüm. Ama kavga etmeden, akıllıca, bunun haricinde hiçbir
belki de bu işi çözmeyebilirdi. Ama burada eşinizi tanıyacaksınız, o sizi
tanıyacak, çünkü ben orada ona ’yap’ desem yapmayacak bir aileden geliyor
o da. Mesela onun ailesinde anne egemen, baba pasif. Bizim ailede baba
egemen, anne pasif. Normal şartlar altında hır çıkması gereken bir çiftiz
biz yani. Çünkü, ben otorite olmak isteyeceğim, o da otorite olmak isteyecek.
Kavganın adı belli zaten bana baştan sorsalardı, evlenirken ‘evlenir misiniz’
diye, ‘evlenmeyin’ derdim. Çünkü, baba otorite, anne otorite, her iki tarafta
otorite olamayacağına göre hır çıkacak. Yada birisi terbiye edilmiş olacak,
eğitim almış olacak. Dengeye getirecek ilişkiyi. Bizim ki dengeye geldi
ama benim yüzümden, ben yaptım. Yoksa bizim hanıma kalsa, biz şimdi boşanmıştık.
Ha onunda suçu değil, onu anlatmaya çalışıyorum. Beni seviyor mu? Seviyor.
Bunları yapmak, zaten birbirini severek bunları yapmak ızdırabı yaşatmak
değil mi? Ali bey’e sorsam, ‘eşimi çok seviyorum’ diyor. Ayla hanım’a sorsak,
‘bende çok seviyorum’ diyor. Ama niye böyle yapıyorsun? Bilmiyorum. Çünkü
burada ki mesele bilmemektir. Sevip sevmemekle alakalı değil. Sevgi arada
sadece meze olur. Ben böyle değişiklik yaptım. Akıllıca sorunumu çözdüm.
Erkek hasta :Yani,
Bayan Hasta :Evet
akıllıca bir şey.
Terapist :Çünkü
her doğru her yerde söylenmez. Ama akıllıca. Ne dedik? Olduğu gibi kabul
et, rahatsız olduğun bir yan varsa örnek olarak oyna onun rahatsız olmasını
sağla. Kendin değiş ama karşı tarafı değişmeye zorlama. Bu çok önemli.
Ha gerçekten kişi çok samimi ise. Gerçekten seviyorsa, bunu görür, hisseder
ve sorun çözülür. Ha kötü niyetliyse, (bazısı diyor ki) ‘valla hocam ben
bütün dediklerinizi yaptım, ama bu kadın domuz gibi, değişmiyor.’ ‘O zaman
gereğini yap kardeşim’ çünkü, gerçekten seven bir insan görür, hisseder,
değerlendirir ve gerekeni yapar. Ama ‘değiş’ dediğiniz zaman kimse değişmez.
Ama ben örnek olduğum zaman, ha burada ‘ne zamana kadar hocam?’ diyor.
‘sabrının tükendiği yere kadar.’ Diyorum. ‘sabrım tükendiği zaman ne yapacağım?’
diyor. ‘gerekeni yapacaksın’ diyorum. Bu kadar basit tablo. Ama sen tek
taraflı olarak, sabrının tükendiği yere kadar, doğru bildiğin şeyleri algıla,
karşı tarafı olduğu kadar kabul et, değişmen gerekiyorsa, sen değişmeye
çalış, ona güzel örnek olmaya çalış, ona da ne görmek istiyorsan ona onu
ver. Sana küfrediyorsa, gülümse, bir şey atıyorsa, çiçek al. Sevmiyorsa,
sen daha çok sev. Sen kendin iyi bir örnek oldun mu? ‘Yok olmadım’, ‘o
zaman bir şey değişmez’ diyorum. Yoksa burada anlaşmazlıkta bir mantık
yok ki. Şirket ortaklığıdır bu. Şimdi bizim şirketimiz var, ortaklığımız
var, ben onlarda belli şartlarda uzlaşmak zorundayım. Kanunları çizdiği
çerçevede. Ama karı kocanın ki, öyle değil ki. Şirket ortaklığı falan değil.
O yüzden örnek olacağız. Kendimizi değiştireceğiz, karşı tarafı olduğu
gibi kabul edeceğiz. Ama en önemlisi, düşüncelerimizi ben diliyle ifade
edeceğiz ve lastik kullanacağız. Birinci madde bu. İtirazı olan?
Bayan Hasta :Yok.
Terapist :Örnek
vermek isteyen?
Erkek hasta :Ha
buralara çok çok uyuyor, sen dilini kullanma olarak eşimi üzdüğüm, yollarda
var diye düşünüyorum.
Terapist :İşte lastik
kullanın Ali Bey. Çünkü ödül ve ceza sistemi vardır, insanoğlunda. Şimdi,
oğlunuz güzel bir şey yaptığında ödüllendirirsiniz, kötü bir şey yaptığınız
zaman cezalandırırsınız ki, cezalandırılan davranışlar söner, ödüllendirilen
davranışlar daha çok yapılır. İnsanız biz makine değiliz, bütün her şey
böyle. O yüzden şu cezadır. Ben diliyle yaptığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz.
Ben mesela bazen kendimi ödüllendiririm. Hamama giderim. Bunun gibi. ama
o ödülü ben bilirim, karşılıksız, tek taraflı, özveriyle, sabırla. Hemen
şu çıkar, ‘ya hocam o yapmıyor ki, ben yapayım’ diyorum ki, o zaman sabırlı
değilsiniz. Ben eşimi çok seviyorum! ‘sevmiyorsun’, çünkü, seviyorsanız,
tek taraflıdır. Çünkü, anne sevgisi, eş sevgisi bunlar öyledir. Seviyorsanız,
tek taraflı olun bu işlerde. Öbür türlü koşullu olur. Koşullu sevgiyi
sizler çok iyi biliyorsunuz değil mi Ayla Hanım?
Bayan Hasta :Hıhı,
Terapist :’Şöyle
şöyle yaparsan, seni severim. Sevme beni kardeşim. Öyleyse’ asıl ben düştüğüm
zaman beni seviyor musun? Ben boklu iken elini bana dokunabiliyor musun?
İşte sevgi o. Ben zaten iyi yaptığım zaman beni herkes seviyor. Bütün mesele
birinin beni karşılıksız ve koşulsuz olarak sevdiğini bilebilmem. Onu görebilmem,
o güveni hissedebilmem. Hep şunu soruyorum şimdi. Buradan çıktınız, bir
trafik kazası geçirdiniz, eşiniz, boyundan aşağı Süpermen gibi felç kaldı.
Bakar mısın ona bir ömür boyu? Düşünüyor. Peki sen oldun? Eşinin sana bakabileceğine
inanıyor musun? Güveniyor musun? Düşünüyor. O zaman bir sorun var sizde.
İyiyken herkes iyi zaten, mesele kötü iken iyi olabilmek. Bir ömür boyu
güvende hissedebilmek. Çünkü, biz bir yola çıktık. Bu yolun içerisinde,
düşmeler olabilir, kalkmalar olabilir, hastalıklar olabilir. Ama bir ömür
boyu bunlar yokken de olduğu zaman da ben sana bakarım asla bırakmamı (diyebilmeyi)
hissettirebilmektir, güven. Olamaz mı Ali Bey buradan çıktınız felç oldunuz.
Erkek hasta :Olur,
doğru. Her şey olur.
Terapist :Karınız
size bakacak mı bir ömür boyu? Yada siz ona bakar mısınız ona? Ömür boyu?
Bayan Hasta :Ben
Ali’nin bakacağına inanıyorum mesela. Hani o, olduğu gibi kabul etme konusunda
şeydir.
Terapist :Ama bu
önemli işte onu anlatmaya çalışıyorum. Tek taraflı, koşulsuz. Güven bu.
İşte temel güven duygusu çok önemli bu olursa evlilikte, sorunlar
çözülebilir.
Erkek hasta :Aslında
bunu çocuğumuza, eşimin sıklıkla belki, benim de çok inanarak, son dönemlerde
benimsediğim bir davranış biçimi olduğunu gördüm. Hissettiriyor bana.
Terapist :Tek taraflı,
koşulsuz, her şart altında,
Erkek hasta :Çocuğa
hata yaptığı zaman, uyarıyor, kızıyor, bir takım bir şeyler söylüyor, ben
seni şimdi de seviyorum. Ama bu hatanı düzeltmen lazım. Düzeltmemiz lazım
bunu affetmiyorum veya affediyorum neyse. Bu yönde şeylerini çok görüyorum.
Bayan Hasta :Okuldan
çıkarken çok ciddi kızdırdı beni, saçlarım böyle diken diken oldu. dedim
ki, ‘şimdi dışarı çıkmak zorundayım’, ‘nereye’ dedi. ‘söyleyemeyeceğim,
özel bir işimiz var’ dedim. ‘peki seni öpebilir miyim’ dedi. ‘Öpebilirsin
ama sana kırgınım gelince konuşacağız bunu’ dedim. Oynaya oynaya gitti
içeri. Anneannenin dedenin yanına.
Erkek hasta :Yani,
hep şeyi söylüyoruz, ‘başarılı olsan da, başarısız olsan da seni seviyoruz’
şimdi bu modeli aslında biz kendimize uyguladık mı? İşte eksiklik burada.
Yani biz kendimize uygulayamadığımızı söylüyorum ben burada. Yani, sizin
söylediğinizde, biz her şartta birbirimizi sevdiğimizi söyleyeceğiz, birbirimizi
affedeceğiz, birbirimizi bağışlayacağız. Diyemedik. Ama onu çocuğumuza
söylüyoruz şimdi. O modeli ona uyguluyoruz.
Terapist :İşte birbirinize
de uygulayabiliriz. Düşüncelerin paylaşılması konusunu da anlaştık mı?
Erkek hasta :Kesinlikle,
orada çok büyük bir hatam var. İçe dönmeler, eşimin o ilk başta söylediğiniz,
benim düşüncemi, ne düşündüğümü, okusun mesajı bende %1500 olarak uygulandı.
Terapist :Çünkü,
eşiniz o zaman kendi algılarına göre, kendi geçmişine göre yargılayacak
ve sorumluluk yükleyecektir.
Erkek hasta :Tabi
yani, sen söylemeyince o yapacak.
2. Madde: Duyguların
paylaşılması. Yani, düşünceler ve duygular. Çünkü ben, hissettiğim
endişelerimi, korkularımı, üzüntülerimi, sevinçlerimi, coşkularımı paylaşmalıyım
eşimle. Paylaşırken o da eşlik etmeli bana. Aynı o çocuğun babasına yaptığı
gibi, üzüldüğümde göğsüne yaslanabilmeliyim, coşkulu anımda, coşku kabardığında
eşlik etmeliyim. Duygular paylaşılmalı. Paylaşılmadığı zaman, duygular
dinamit gibidir. Nasıl patlayacağını kimse bilemez. O yüzden duygularımızı
da aynı düşüncelerimizin paylaşılması gibi, paylaşmalıyız. Özellikle sevgi
duygusunu, sık sık ifade edilmesi ve gösterilmesi çok önemlidir. ‘Ben
seni seviyorum’ çok önemli bir şey değildir. Ha söylenmediği zaman bu bir
boşluk yaratır ama söylendiği zaman çok şey doldurmaz. Ama onun gösterilmesi
de çok önemlidir. Yani, duygu ve düşünceleri birlikte değerlendirin ve
bunları kötü de olsa, iyi de olsa, kızdığınızda da, üzüldüğünüzde üzüntünüzü,
mutlu olduğunuzda mutluluğunuzu paylaşın ki, o duygular doğru bir şekilde
anlaşılsın. O yüzden duyguların paylaşılmasına da çok önem vereceğiz.
Erkek hasta :Burada
benim eşimin de, benim de fark ettiğim çok önemli doneler var. Kolay söyleyemiyorum.
Çünkü bu tür bir modelleme görmedik.
Terapist :Olabilir
ama kuran ayeti değil.
Erkek hasta :Tabi
ki, ben de buna inanan ve tekrarlayan, bunu yenmeye çalışan, doğrusu böyle
olduğuna inanan bir insanım. Ben yaptığım hatalardan dolayı böyleyim. Artık
çok kolay söylüyorum. Hatta oğluma karşı ben sana ‘seni sevdiğimi söylemiş
miydim oğlum’ dedim. ‘hayır’ deyince. ‘o zaman ben seni çok seviyorum’
diyorum. Şimdi ona gösterebiliyorsam, eşime karşıda çok rahat söyleyebilirim.
Ama geçmişte bunu gösterememenin sıkıntıları, buralara gelmemde bunun sıkıntıları
çok büyük. Bunu anlatmak istedim.
Terapist :Anladım,
ama şunu da unutmayın. Bu çocuk yarın karısı ile evlenip gidecek. Siz baş
başa kalacaksınız. Çocuk aile için önemlidir, doğrudur. Ama siz kendinizi
severseniz çocuğa büyük iyilik etmiş olursunuz. Şimdi şöyle bir yanılgı
var annelerde, babalarda. Bakın buda çok önemli. Çocuk çok önemli oldu
hayatımızda, ben onu annemden babamdan çok seviyorum’ yanlış o çocuğun
neye ihtiyacı var? Koşulsuz sevgiye ihtiyacı var. Ama bunun kadar daha
ihtiyacı olduğu bir şey var. İyi bir anne baba ilişkisine ihtiyacı var.
Bunu veremediğiniz zaman isterseniz ölümüne sevin. Bir b..ka yaramaz.
Bayan Hasta :Hem
bireysel olarak hem ikili olarak mutlu görmek istiyor.
Terapist :Aynen
öyle. Yani bu çocuk sizin iyi bir ilişkiniz olduğunu görüp, birbirinizi
sevdiğinizi… bakın, çocuğunuzu hiç sevmeyin. Ona ‘hiç sevmiyorum’ deyin,
ama birbirinizi çok sevin ve birbirinizi çok sevdiğinizi gösterin, bu çok
daha makbul. Çünkü öbür türlü zaten ‘annem beni seviyor,’ bunu görür, bilir
zaten. Ama annesinin ve babasının birbirini sevdiğini ve bu sevgilerini
birbirine sevgilerini gösterdiğini gören bir çocuk, daha sağlıklı bir kişi
olarak hayata adım atar. Öbür türlü bir tarafı kör kalır, topal kalır.
İlerde de benim hastam olur. Açık bu. O yüzden ben karı kocaya diyorum
ki, ‘önce birbirinizi sevin’. Ama bundan önce daha büyük bir sevgi var.
Neydi o?
Bayan Hasta :Kendini
sevmek.
Terapist :Kendini
sev. Sen kendini sevmezsen ne çocuğunu ne eşini sevebilirsin. Geç onları.
Kandırma beni, herkesi kandır ama ben yemem onu. Kendini seveceksin,
ardından eşini seveceksin, ondan sonra çocuğunu seversin zaten. Ha bunları
yapamadın mı? Gerisi yalan. Sadece kendini, aklını, bir şeylere uyduruyorsun
işte. Millet evet bak işte, ‘anneler çocuklarını sever, babalar çocuklarını
sever. Anne-baba çocukları için fedakarlık yapar. kim diyor? Dışarısı diyor.
O dışarısı dediği içinde ben birazcık seviyorum. Sahte ve yalan, kendini
sevmeyenin çocuğunu sevdiğine ben inanmam. Kocasıyla iyi ilişkisi olmayan,
karısı ile iyi ilişkisi olmayan karı- kocanın ben kendi çocuğunu sevdiğine
inanmam. Çünkü, seviyorsa zaten ona daha iyi model olması gerekir, model
olamıyorsa da yalancı bir sevgisi vardır. Bu kadar basit yani. Ha tabi,
bunları bilerek yapıyorsa. Bilmeden hiçbir şey suç değildir. Kanunlarda
öyle diyor ya. Düşünce ve duygularda da anlaştık mı?
Erkek hasta :Kesinlikle.
Terapist :O zaman
diyoruz ki önce kendini, sonra eşini, sonra çocuklarını diyoruz.
Bayan Hasta :Hasan’ın
baba ile bizim birlikte fiziksel temasımıza, bedensel iletişimimize çok
şiddetli tepkisi var.
Terapist :O ödipal
çatışma.
Bayan Hasta :Abartmış
durumda. Benim yatacak kişi de o, bana iltifat edebilecek kişide o,
Terapist :O ödipal.
Onun sınırlarını net olarak çizeceksiniz. ‘sen çocuksun, biz anne-babayız.
Karı-kocayız, biz beraber yatarız. Senin artık bir odan var, sınırların
bu. Veremezseniz, yarın sertleşme ve erken boşalma problemi olan, takıntılı
bir çocuk olur. Bakın çok net. Ne ekerseniz o biçilir. Bir erkek erken
boşalıyorsa, annesine çok yakındır, babası zamanında dışlamıştır.
Bayan Hasta :İlginç!
Terapist :İlginç
ama hakikat.
3. Madde: Çocukların
geleceği ile ilgili ortak kararlar alabilme. Çocuğun sorumluluğunu
ortak paylaşabilme. Çocuk yada çocuklar. Yani bu çocuk benim değil.
Bu çocuk senin değil, bu çocuk bizim. Benim kadar senin. Senin kadar benim.
Sevgide, yükü de, b..ku da benim ve senin. Birlikte bizim. O zaman bununla
ilgili her türlü sorumluluğu paylaşacağız. Ve bunun geleceği ile ilgili
de aramızda mutabakat olması lazım. ‘ben çocuğumu TED Kolejinde okutacağım’
öbürü, ‘normal lisede okusun’ al sana kavga yani. Mutabakatınız olacak
bir kere. Ben işte kreşe göndermek istiyorum, o kreşe göndermek istemiyor.
Al sana bir kavga. Yani bu konuda, anne baba bir mutabakata varır. Baştan
şartları koyar. Nedir? ‘eğer maddi şartlarımız iyi olursa, güzel bir kolejde
okutabiliriz, yoksa devlet okulunda okuturuz. Ona alacağımız kılık kıyafet
marka olmak zorunda değil ama pazarda olmayacak’ gibi. ‘Cep telefonunu
şu yaşta alacağız’ gibi. işte, ‘okula ben bırakıyorsam, okuldan da sen
alacaksın’ gibi. Ha bunlarla ilgili sorunlarla karşılaştığınız zaman yazarsınız.
Tabi burada anne ve babanın iş durumuna göre şartlar olgunlaşır. Bir mutabakat,
bakın mutabakat diyorum. ha bakın bu mutabakatta, Ali Bey’in (sorumluluğu)
az, Ayla hanım’ın ki çok olabilir, Ayla hanım’ın ki az olur, Ali Bey’in
ki çok olabilir. Bu dış şartlara göre, sizin aranızdaki uzlaşmaya göre
değişebilir. Ama bir mutabakata varıldığında, o mutabakattaki koşullara
herkes uyacak. Uyulmadı mı kavga. Çünkü, verilen sözler tutulmadı mı? İlişki
bozulur. Ha ben söz verene kadar konuşurum, tartışırım, olgunlaştırırım
şartları, ha tartışmaktan ve konuşmaktan korkmayın. Uzlaştığınız andan
itibaren karşınıza bir şey çıkar. Ben almayacağım sen de almayacaksın,
anlaştık mı? Anlaştık. Cep telefonu almayacağım, sen de almayacaksın
anlaştık mı anlaştık. Paramız varsa özele, yoksa devlete tamam mı? Bitti.
Çocukta bilir sınırları. İşte nedir? ‘Yatak odamız mahremdir, özeldir,
çocuk giremez. Ne işi var çocuğun koynunda’ ya. Olamaz. Bunun gibi maddeler
net. Ortaya koyduk mu bitti. İşte Pazar günleri beraber çıkacağız, dolaşacağız.
Erkek çocuklar için belli yaşlarda babanın daha çok ağırlık kazanması lazım,
baba biraz daha ilgili olmalı. İşte, boş vakitlerini seninle geçirmesi
daha faydalı olur. Böylesi daha bilimseldir. O zaman boş vakitlerini sen
planlıyorsun. Ben size destek olurum. Anlaştık bitti mi? Bitti. Mutabakat,
kavgaların bir nedeni de çocuktur.
Erkek hasta :Ağırlıklı
olarak.
Bayan Hasta :Evet.
Terapist :Ha ben
müneccim değilim. Bunları sadece size söylemiyorum, herkese söylüyorum.
Siz üzerinize düşeni alın.
4. Madde: Ekonomik
konularda mutabakat. Şimdi şu cep telefonu mesela 1.5 milyardı ben
aldığım zaman, şimdi düşmüştür. Şimdi şu cep telefonumu ben karıma sormadan
alırsam, kavga nedenidir. Bizim ailede, ekonomik konularda şöyle bir mutabakata
vardır. 100- 200 milyon çok önemli değil ama 1-1.5 milyarlık bir harcama
yapacaksam, eşimin de onayı alınmalı. Eşim şimdi bana telefon eder, ‘işte
hayatım ben şimdi şuradayım, bir şey beğendim, fiyatı da şöyleymiş, ne
dersin? Ne dersin ne demek? ‘hani ben alacağım da haberin olsun’ demektir.
Ama ben ne diyorum, ‘bak, karım benim fikrimi alıyor’ ben biliyorum ama
telaşlanmayayım diye. Bakarım benim fikrimi alıyor mu? Alma dersem almayacak.
Kendimi rahatlatıyorum. ‘bak beni adam yerine koyuyor. Demek ki o zaman.
Ben de o zaman, ‘ya tamam hayatım, sen beğendiysen al diyorum çünkü’ zaten
alacakta şu var yani. O hissediliyor tamam mı? Sana değer veriyorum, sen
benim için önemlisin, bu ikimizin bütçesi, biz birlikteyiz, sensiz bir
karar veremiyorum. Senin onayın önemli. Yada sen onay vermeyeceksen olmayacak.
Hakkını bana veriyor. Verdiği zaman ben de o zaman sorun çıkarmıyorum.
Bayan Hasta :Aslında
onun altında bir şey daha gizli, belki öyle düşünürseniz daha sevimli olabilir
mi?
Terapist :Ney?
Bayan Hasta :Ben
de yaparım o tarz şeyleri. ‘işte, uzun oldu da, kısa oldu da bilmiyorum
alsam mı?’ aslında onunla birlikte çıkıp, o alış verişi yapma isteğiniz
var ama o an yanınızda yok. Aslında onay verdiğinde, birlikte almış gibi
rahatlıyorsunuz.
Terapist :Tabi canım
o da var.
Bayan Hasta :Eşim
onay verdi.
Terapist :Pek çok
şey var. Ama burada mutabakat önemli. Ama tutup ta ben şu 20 YTL lik bir
şeyi alırken sormam. Ha ne nedir? 1 milyar bütçen varsa, 10 milyon bile
değerlidir. 5 milyar bütçen varsa, 150 YTL bile çok önemli değildir. Bütçene
göre mutabakat. Hani şu denilebilir. Şu rakamlara kadar onayımıza gerek
yok. Bilgimize gerek yok. Ama şu rakamların üzerine çıkarsak, kredi kartların
harcamalarına şunlara dikkat etmek lazım. Bir mutabakat şart. Benim yaktığım
pireyi, o deve gibi görüyorsa, o kavga nedenidir.
Erkek hasta :Bizim
ekonomik anlamda, sıkıntılarımız var ya da yok. Şeyle ilgili, yani uygulamamızla
ilgili. Ben daha eşimle çıkarken bile bazı yerlerde hesabı bölüşüyorduk.
Yani işte, yarısını o ödüyordu, yarısını ben. Ama çalışan bir insan olarak
ben yediremiyorum tabi (kendime). Ben ekonomik olarak daha iyiyim. O öğrenci.
Gittiğimiz yerlerde ben ısmarlamak isterdim. Ağırlıklı olarak ta böyle
uyguluyordum.
Bayan Hasta :Şeyim
ya, ayakta durmalıyım ya tek başıma!
Erkek hasta :Evet,
şimdi evlendik, çalışmaya başladı eşim üniversite de, herkesin aileye katkısı
oldu. Yalnız bizim ortak hiç havuzumuz hiç olmadı. Herkes bireysel takılıyor.
Evet, eşim kesinlikle savurgan değil, düzgün şeyler almaya çalışıyor, almak
istediğini de alır. Bu bana danışma olayı oluyor. Bu ayrı olmasına rağmen
oluyor. Ben bunu alacağım. Zaten büyük meblağlar olunca ben de soruyorum.
Mutlaka böyle bir şey var, karşılıklı. Ortak olmasa da, ama bu beni aslında
içsel olarak rahatsız etti. Yani bunu gündeme getirdiğim zaman da, zaman
zaman başka örnekler verildi. İşte birleştirilip te, sınırsız harcayan
insanlar var yani. Bu bütçeye gerçekten zarar veren, tipler var. Sınırsız
harcayanlar var.
Terapist :Kötü bir
örnek. İyilerde var yani.
Erkek hasta :Bunun
harcamalarda azaltma ile veya artırma ile ilgili bir yanı yok. Bu tamamen,
hani bizim ortak bir yaşamımız var, ortak bir ailemiz var, ortak bir bütçemiz
var, harcamalarımız burada. Evet, ikimizde özgürce yapabiliriz. Kredi kart
bazında da diğer şeylerde de, ama bizim şeyimiz ortak diyemedik şimdiye
kadar. İşin açıkçası. Benim buradan çok olmasa da bir şeyim var. Bunun
manevi düşüncesinden açıkçası. Ben arzu ediyorum eşime de geçen gün bunu
söyledim. Biz bazı şeyleri çözersek, yapacağım şeylerden bir tanesi de
bu. Seninle yapacağım şeyler derken, fikir vererek, fikir söyleyerek. ‘Hayır
ben bunu öyle uygun gördüm, böyle olacak,’ diyen ve olaylara böyle yaklaşan
bir yapıda bir insan değilim. Ekonomik konular konuşulduğu için benim rahatsız
olduğum bu konuyu dile getirmek istedim yani.
Terapist :Anladım.
Bazı çiftler geliyor mesela, herkes kendi hayatını yaşıyor. Birine, ‘siz
ev arkadaşı mısınız?’ dedim bir tanesine. ‘yok’ dedi. ‘o zaman ev arkadaşı
gibi neden takılıyorsunuz?’ dedim. ‘Hiç bu zamana kadar fark etmedik, böyle
düşünmedik’ dedi. Dedim ki, ‘evlilik öyle bir şey değildir.’ oda arkadaşlığı
değil. ‘O zaman buraya gelirken terapi parasını da mı ikiye böldünüz’ dedim.
‘evet’ dedi.
Erkek hasta :Bizimki
de öyle oldu.
Bayan Hasta :Farkında
olmadan, öyle oldu.
Erkek hasta :Yani
kısmen öyle oldu.
Terapist :Ama işte
birlik olamadığınızın bir göstergesi.
Erkek hasta :Evet.
Terapist :O zaman
şöyle bir sorular sordum. Dört tane soru soracağım dedim.
‘eşinin yanında
osurur musun?’ dedim.
‘eşinin
yanında dışkılar mısın?’
‘eşinin
yanında işer misin?’
‘onun yanında
burnunu karıştırabilir misin?’ dedim. Bu sorulara yanıtınızın ‘hayır’
olduğunu görebiliyorum. Dedim. ‘Nerden bildiniz?’ dedi. ‘Ben müneccimim’
dedim. Çünkü banyo ortak kullanılan bir yer. Hayatta eşim oradan çıkmadan
ben oraya giremem. Ben girerken içeri, o giremez.
Bayan Hasta :Bu
doğru mu yanlış mı şimdi anlayamadım?
Terapist :Kararı
siz verin.
Erkek hasta :Yani,
bu zevk kültür. Ekstra şeylere inerken, benim daha önce işittiğim ve duyduğu
zaman herkesin kahkahalarla güldüğü bir şey. Arkadaşlarımız var. Ekstra
işlere gidiyoruz, programlara gidiyoruz. İşte soruyor, sen eşinin yanında
osurur musun? Falan diye. Kahkahalar falan. Yani, insanlar yapsa bile,
yapıyorum demiyor. Burada bir toplumsal ayıp söz konusu. Hani, biz yapsak
ta, yapıyorum diyen de çıkmıyor.
Terapist :Yapamayana
gülün arkadaşlar, yapana değil. Çıkmıyor ama ben yaparım. Doğrusu da budur.
Bir insan nerede en mahremdir?
Bayan Hasta :Tuvalette.
Terapist :İşte o
mahrem yere kocanı ve karını alabiliyorsan, artık onu benimsemişsin demektir.
Maddi problemlerin bir anlamı kalmaz. Alamıyorsa, hala ‘ben ve o’ dur.
Ben ve o olanlar zaten çift olamamışsın demektir.
Erkek hasta :Yani,
çok doğru söylüyorsunuz. Benim, en zorlandığım şeylerden bir tanesi kustuğum
zaman, onun, o şeyin temizlenmesidir. Hiç gözümü karartırım. Ne çocuğumda,
ne oğlumda, eşimde de yaparım ben yani bunu. Evet rahatsız oluyorum ama
o anlamda değil.
Terapist :O ayrı
bir şey ben kendi kusmuğumdan ben de rahatsız oluyorum. Kendi dışkımdan
ben de rahatsız oluyorum. O ayrı bir şey.
Erkek hasta :Ama
yapabilmek yeteneğini ben kendimde görüyorum. Yaptım da yani.
Terapist :Burada
önemli olan o mahremiyetine alabiliyor musun? Alamıyor musun? Alabiliyorsan
eğer artık senlik ve benlik kalkmıştır. Alamıyorsan sen zaten çift olamamışsın
demektir. O zaman çift olun diyorum.
Bayan Hasta :Çok
iyi düşünmek lazım.
Terapist :Düşünün
düşünün. Daha neler düşüneceksiniz. İşiniz çok.
Erkek hasta :Ben
buraya gelirken çok açık olmak istedim. Sizinle konuşurken de hani, eşime
söyleyemediğimi size söylemek isterim. Buraya gelirken de madem çok açığım,
eşim sık sık dışarı çıkmak istiyor. Onun da çok haklı gerekçeleri var.
Sık sık derken, istiyor yani, çok normal. Ben de istiyorum. Ama ekonomik
olarak,
Bayan Hasta :Yemeğe
çıkmak,…
Erkek hasta :Yemeğe
çıkıyorsun, bu ortak havuz olmadığı için, gönüllülük ortadan kalkıyor belki
de. Ha böyle midir diye şimdi aklıma geldiği için. Benim dirençlerimde
bu yatıyor mu diyorum açıkçası.
Terapist :Her şey
olabilir oturup konuşun. Olabilir. Ama yani, benim eşim dışarı çıkacaksa,
kendi parasıyla harcamayacak, bir şey alırsa kendi parasıyla almayacak.
Bizim paramızla harcama yapacak.
Erkek hasta :İşte
biz de o yok.
Terapist :Mesela
bizim evde, eşimin ‘acaba şu fatura ödendi mi?’ dediğini hiç hatırlamam.
Umurunda da değildir mesela.
Erkek hasta :İşte
bizde oralarda da bir şey var. Mesela şunları şunları sen öde, bunları
da ben ödeyeyim var.
Terapist :Ama bakın,
siz çift olamayınca bunlar olur. Siz ev arkadaşısınız, karı koca olamamışsınız,
evli olamamışsınız ki! Kusura bakmayın.
Erkek hasta :Yok
hayır çok haklısınız.
Terapist :Mesela
kredi kartı vardır eşimin, kendi kredi kartının bile ödenip ödenmediğinin
farkında değildir. Ben alırım ben öderim. Ben derim ki, ‘sen küçük harcamaları
ve bakıcının parasını öde gerisini ben öderim.’ Derim. Benim bankada kaç
lira param var olduğunu bilmez karım. Geçen gün bir mesele oldu sordu,
‘ne kadar paramız var’ dedi. ‘valla dedim ben de bilmiyorum.’ Onu da hesaba
ortak ettim. Dedim ‘git öğren,’ çünkü o zamana kadar o da merak etmemiş.
Bakın ben 8 yıllık evliyim, paramın hesabını sormamış. Bir kere cüzdanımı
karıştırdığını hatırlamam.
Erkek hasta :Biz
de yapmayız öyle şeyleri, Allah’a şükür yapmadık. Ama gerek kalmadı, kendi
geliri var diye düşündü. Ben de kendi gelirim var diye düşündüm. Bir ev
arkadaşı olarak iyi bir ev arkadaşısınız.
Bayan Hasta :Mesela
bana şey de çok zor gelmişti. Ücretsiz izin aldığımda, asistan olduğumda
alamadığım 3-4 aylık bir maaş alamadığım dönem var. O dönemde eşimin para
vermesi çok zor gelmişti. Benim hiç alışkın olduğum bir şey değil. Yani,
hatırlıyor musun?
Erkek hasta :Evet.
Bayan Hasta :Enteresandı
yani.
Terapist :Bunlar
normal şeyler canım.
Bayan Hasta :Ama
bu bizim bütçemiz diye düşünememekten kaynaklanan bir şeydir, bu.
Terapist :Dedik
ya ev arkadaşınız, karı koca değil. Ev arkadaşlığı da çıkarlar bitti mi
biter arkadaşlar. Benim de üniversite de ev arkadaşlarım vardı, ama sınırlarımız
belliydi. Bütçelerimiz belliydi. Banyoda yakacağımız yaka kadar adı konulmuştu.
Biz banyoda yak yakardık, yarısı onundu, yarısı benimdi. Hesap geldiği
zaman yarı yarıya idi. Alış verişler yarı yarıya idi. Ben kahve içmezdim,
kahvenin parasına karışmazdım. Ama ev arkadaşım. Ama yani şimdi karımla
aynı şeyi tutturursam olmaz. O zaman biz karı-koca olamamışız yani. Ama
bunun adı karı kocalık olmamalı. Yeni bir kavram çıkarmalı, Türkiye’de.
‘Ev arkadaşı çiftler’ diye.
Bayan Hasta : ’Sevgi
bazlı ev arkadaşlığı.’
Terapist :Artık
ona dersiniz ama benim evlilik biliminde benim kafamın alacağı mevzuular
değil onlar. Anlaştık mı?
5. Madde: Senin
ailen benim ailem meselesi. Mesela yurt dışında böyle bir madde yok.
Türkiye’de var. Çünkü bizler adam gibi kişiliğimizi ortaya koyup bireyselleşemediğimiz
için, bağımlı olduğumuz için, benim annem evliliğimin içine girer. Yatak
odama. Baba yatak odama kadar girer. Her şeye müdahale eder. Çünkü, sınırlarımız
belli değil. Vıcık vıcık ilişkiler. Ha şu var eskiden ataerkil bir yapı
vardı, baba mutlak hükümdar, bütün herkes onun malı, gelinler, damatlar,
herkes maldır. Babanın verdiği ile yetinilir, herkes bu sistemden mutlu
idi, hiçbir problem yoktu. Baba öldükten sonra babanın hanımı otorite olur.
Anne öldükten sonra, en büyük abi olur. Sonra aile parçalanıyorsa parçalanır.
Yeni bir lider çıkar vs. ataerkil yapı buydu. Kendi içinde de kuralları
vardı. Şimdi, modern aileler, eşit haklara sahip çekirdek aileler, karı
koca eşit ilişkiler, eşit haklar vs. biz ortada kaldık. Aslında biz bir
dönmeyiz. Eşcinseliz toplum olarak. Ne erkeğiz ne kadın. Biseksüel olduk.
Ne karıyız, ne kocayız, ne ataerkiliz, ne çekirdek aile. Vıcık vıcık ilişkiler,
buraya geliyorlar, anlatıyorlar. Senin annen şöyle yaptı da, benim babam
böyle yaptı da, ananında babanın da canı cehenneme diyorum ya. Senin artık
bir annen mi var? Baban mı var? Senin artık bir karın var, kocan var. Kocan
ve karın senin için her şeyden önemli biz buna “evlilik piramidi”
diyoruz. Anne-baba karı ve kocanın altındadır.
Erkek hasta :Piramitte.
Terapist :Piramitte.
Anne babanın yeri ikinci sınıftır. Hiç uçakta birinci sınıf uçtunuz mu
THY’larında.
Erkek hasta :Ben
uçtum.
Terapist :Şimdi
birinci sınıf yolcuların içkileri sınırsız olur. Alkollü içkiler verirler,
en güzel mini etekli hostesler size hizmet eder. Koltuğunuz rahattır, geniştir.
İkram daha iyi. İkinci sınıf yolcular ise öyle değildir. Koltukları dardır,
çirkin hostesler vardır. İçki sınırlıdır, alkol verilmez vs. şimdi, ben
birinci sınıf parası ödemişken bana ikinci sınıf muamele yaparsan ağzına
ederim. Karı kocalıkta da bu böyle. Şimdi, evlendiğimiz andan itibaren,
sen benim için birinci sınıfsın, ben senin için birinci sınıfım diye anlaşma
yapıyoruz. Sonra getiriyorsun sen babanı benim üzerime koyuyorsun. Yok
ya! Kavga nedeni, intikam, biriktiriyorum, bedelini ödetirim. Piramit budur
arkadaşlar. Ne zamana kadar? Şöyle bir şey çizeyim size. Şurası birinci
sınıf, karı-kocanın olduğu yer. İkinci sınıf, anne-baba ve diğer akrabaların
olduğu yer. Üçüncü sınıf, iş ve arkadaşlar falan gider. Birinci sınıfın
haricindeki her yer kendi içinde oynayabilir. Bazen iş anne babanın önüne
geçebilir, arkadaşlar, anne babanın önüne geçebilir. Ama birinci sınıf
asla değişmez. Değiştiği zaman kavga çıkar. Şöyle bir örnek vereyim. Şimdi
Ayla hanım annesinin babasının ve Ali bey’in olduğu bir ortama girdi. Ortamda
kimler var? Birinci sınıf bir canlı var, Ali Bey. İkinci sınıf insanlar
var, kim bunlar? Annem, babam. Şimdi Ayla Hanım’ın tavır ve tutumları sistemi
belirleyecek. İlk önce kime gidecek, öpecek, merhaba diyecek? Önce kime
çay koyacak, önce kime hürmet edecek? Eğer annesine babasının yanında Ali
Bey’e ikinci sınıf muamelesi yaparsa, Ali Bey’in içinde bir kin birikir.
Birikmez diyen tıp bilimine aykırı konuşur. Burada çöreklenir. ‘Zamanı
gelince ben sana gösteririm’ haline dönüşür. Bir yeri geldiğince, kaşının
altında gözün var, gözünün üstünde kaşın vardı diye saldırır. Burada biriktirdiğinin
intikamını, öbür tarafta alır. Çünkü burada normal olan, Ayla Hanım’ın
‘aaa Ali gelmiş, hoş geldin canım deyip’ öpmesidir. Çünkü neden? Ben birinci
sınıfım ve birinci sınıf muamele bekliyorum. Para vermişim kardeşim, ben
en önde en güzel hostesi istiyorum. Sınırsız içki istiyorum versene onu
bana, vermiyorsan, yıkarım ortalığı. Bu kadar basit tabi. Yapamadığınız
zaman maymun ederler sizi. Türk aile yapısı maymundur şu anda. Ne zamana
kadar bu böyle gider? Çocuk olana kadar. Çocuk oldu mu? Anne-baba aşağıya
iner. Buraya (1.sınıf) çocuk oturur. Karı-koca 2. sınıftır. Önce çocuğunu
öper, sonra karısını öper. Bizim evde şimdi öyle. Önce çocuklarımı öpüyorum
sonra karımı. Ne zamana kadar? Çocuk evden uçunca sistem tekrar yerine
gelir. Ha bunun altındakiler değişir. Buraya iş koy, arkadaş koy, anne-baba
koy. Bunlar kendi aralarında dönerler, çok ta önemli değil. Ama şu mesaj
verilmeli, ‘ben evlendim, kendime yeni bir aile kurdum. Bu aile benim için
kutsaldır. Hiç kimse, beni 9 ay karnında taşıyan annem bile, karımın yanında
hiçtir.’ Bu mesajı verdiğinizde, en sevilen damat, en sevilen gelin siz
olursunuz. Şimdi biz evlendiğimiz ilk yıllarda eşimle babam arasında bir
olay oldu. konuştum babamla. Dedim, ‘seviyor musun beni? ‘evet’ dedi. ‘Benim
mutlu olmamı istiyor musun?’ ‘evet’ dedi. ‘o zaman karımla iyi ol, yoksa
beni kaybedersin’ dedim. Tek kelime. ’Çünkü, artık benim ailem siz değilsiniz,
o’ dedim. ‘Bir imza attığıma göre artık, sen benim ikinci sınıf ailemsin.
Sen babanı en son ne zaman gördün?’ durdu şimdi. ‘kardeşlerinle en son
ne zaman birlikte oldun?’ durdu. ‘Şimdi kim var senin hayatında dedim?’
‘siz varsınız, karım var’ dedi. ‘ee kusura bakma, ben de yeni evliyim.
Benim için de artık karım var.’ Bak dedim, ‘sen yıllar sonra bu noktaya
geldin. Senin karın, ben varım değil mi senin için? ‘evet’ ‘ama sen yıllar
oldu, anneni, babanı görmüyorsun. Umurunda da değil. Herkes kendi yaşamını
sürmüyor mu?’ ‘evet’ ‘sen kiminlesin şu anda? ‘karımla’ benim annemle,
bizimle berabersin değil mi?’ ‘Demek ki, senin için, biz en önemliyiz değil
mi? ‘evet’ dedi. ‘O zaman izin ver ben kendi ailemi kurdum, artık orası
benim için önemli’ dedim. ‘anladım oğlum’ dedi. O gün bugündür, en kıymetli
gelin benimkidir. Çünkü, sınırlarımız net.
Erkek hasta :Evet.
Bayan Hasta :Çok
olgun bir babanız varmış.
Terapist :Ama bakın
buradaki mesele şudur. Kırılabilir, küsebilir ama doğrusunun bu olduğunu
görür. Size sonunda hak verecektir. Benim dediğim gibi yaklaşın olaya.
Anlamıyor mu? O onun problemi. Kabul etmiyor mu? Onun problemi. Ret mi
ediyor? Onun problemi. Gerekirse, canı cehenneme çok ta önemli değil. Bunu
ortaya koyduğunuzda, doğrusunu yaparsınız. Yapamadınız mı? Maymun olursunuz.
Bütün tablo bu. Ha gerçek sevgi zaten koşulsuz olan değil mi? Ben boka
çıktığımda, hani beni sevecektin, saracaktın, öpecektin? Ben iyiyken de
sevecektin, kötüyken de sevecektin, küfrederken de sevecektin? Seni reddettiğimde
de sevecektin? Öyle değil mi? Eşcinsel aileler geliyor. Biz ne yapacağız
şimdi? Diyor. ‘Bu şekilde seveceksin, bu duruma göre’. Doğal olan bu değil
mi? Buda onun gibi bir şey. Tabi Türk aile yapısına çok ters gibi görünebilir.
Ama benim özgür olabilmem, birey olabilmem, kişiliği ortaya koyabilmem,
mutlu olabilmem… benim yaptığım şunun için, gerekirse, küssünler,
kızsınlar, önemli değil. Ya soru ‘sen en son anneni, babanı kardeşini ne
zaman gördün? Kim var hayatında? Karın var. Şimdi sizin babanız için düşünelim,
anneniz için. En son akrabaları ne zaman gördüler, birbirleri için şu anda
değerli değiller mi? İlk hastalandıklarında, birbirleri için koşmuyorlar
mı? İzin ver de bende bunu karımla yapayım, kocamla yapayım, bunda ne var
ki? Ama sen hala beni kızın, ailenin bir parçası olarak görüyorsan, yanılırsın.
Benim ailem var, ben yeni bir aile kurdum. Hasan’sa sizin için öyle. Yarın
o da gidecek. Yine siz yalnız kalacaksınız. Ama Hasan’ın hayatında biz
varız derseniz, Hasan size bu cümleleri söylerse, üzülürsünüz. Söyleyemezse,
çocuk patolojik olur, mutsuz olur. İster misiniz mutsuz olsun?
Erkek hasta :Yok.
Bayan Hasta :Hayır.
Terapist :Eee anneniz
babanızda sizin için aynı şeyi söyleyecek, ha kırılacak biraz. Ha patolojileri
varsa, daha şiddetli kırılacak. Sonuçta doğru yolu bulacaklar. ANAP’a oy
vermeyecekler, Doğruyol’a verecekler. Sonra birleşiyorlar değil mi? Bu
konuda da anlaştık mı? Mesela biz bunu Avrupalı meslektaşlarımıza anlatınca,
‘ne anlatıyorsun sen hocam’ diyor. Anlamıyor adam. Şu anlattığım konuyu
anlamıyor. ‘Ne demek o’ şimdi? Diyor. ‘Çekirdek aile, ataerkil aile ne
demek’ diyor. Adam benim anlattığımın, böyle bir sorundan haberdar bile
değil. Kişi 18 yaşına gelince evden ayrılır.
Bayan Hasta :Ama
ona rağmen mutlu bir toplum yapıları yok, o da ilginç.
Terapist :Avrupa’nın
var. Amerika’nın yok.
Erkek hasta :Ben
Avrupa’da aile yapılarına düşkün gördüm.
Terapist :Amerika
kendi içinde batmış, zaten. Ama bu yapı saygınlığı sağlar. Orada mesela
şeydir. Siz evlendiğiniz andan itibaren bütün toplum, sizi yeni bir aile
olarak görür. Saygı duyar. Biz de ise çoluk çocuktur onlar, hayatlarına
müdahale edelim.
Erkek hasta :Yaşamı
bilmezler. Biz öğretelim onlara.
Terapist :Ama buradaki
sorun karı-kocanın sınırları çizememesidir arkadaşlar. Şimdi sizin
karı-koca olarak bir sınırınız var. Ama sizin bir de bu sınır içinde ortak
bir kişiliğiniz var. Şöyle düşünün, şimdi şu Ali Bey, şu da Ayla Hanım
olsun. Şimdi burada da Ali ve Ayla’nın ortak sınırı olsun. Şimdi biz kişisel
olarak sınırlarımızı ihlal etmediğimiz gibi, bir çift olarak bir sınır
oluşturacağız, bu sınıra kimse izin vermeden girmeyecek. Benim özel hayatıma
annem ve babam ne karışır ya, ‘sen kimsin?’ ha ben gelirim, sıkıntılarım
olur, paylaşırım, yol gösterebilirsin, ama ‘şöyle yap, böyle yap’ senin
haddine mi? Ama ben bireysel anlamda kişiliğimi ortaya koyamadıysam, herkes
her hakkı kendinde görür. Herkes ailenize karışır. Üçüncü şahıslar bile
karışır, arkadaşlar, dostlar, herkes karışır. Sizi çünkü, ciddiye almazlar,
saygı duymadıkları ,içinde kıs kıs gülerler. Ama bu hakkı siz verdiğiniz
için kullanıyordur, vermediğiniz zaman kırılmalar olur.
6. Madde: Cinsellik. Cinsel işlev bozuklukları, evlilik sorunların başında gelir. Erken boşalma, cinsel isteksizlik, orgazm olamama, sertleşme problemleri, bunların hepsi ayrı bir konudur. Bunu daha sonra cinsellik bölümü diye bir bölüm açacağım size. Ama cinsel sorunlarda, önemli sorunlar. Bu altı madde tamir edilebilir maddeler. 7. madde ile tamir edilebilir.
7. Madde: Ortak
boş zamanları birlikte ve kaliteli geçirmek. Duvarın sıraları dökülmüş.
Onu sıvatıp boyattığımızda yeni gibi görünür. Bazen evliliğinde sıvası
kalkabilir. Boyası eskiyebilir. Eğer karı koca, boş vakitlerini birlikte
ve kaliteli geçirebiliyorsa, haz duyarak, eğlenerek, keyif alarak, o coşkuyu
içinde hissedip, coşkulu biçimde yaşayabiliyorsa, boş zamanlarını (birlikte
ama) bu duygu gelişir. Mesela birbirinden nefret eden iki insanı, bir yolculuğa
çıkarın, bir zaman sonra ya öpüşürler aşık olurlar, ya da çok iyi dost
olurlar ya, şu Amerikan filmleri bunun üzerine kurulmamış mı? Karı koca
da öyledir. Birlikte güzel zaman geçirdiklerinde, eğlenirlerse, keyif alırlarsa,
‘efendim biz o heyecanı kaybettik’ tamam, o zaman planlayın. Adım adım
boş zamanlarınızı nasıl kaliteli geçirebileceğinizi planlayın. İlk, 4-5-6
organizasyonu planlı bir şekilde yapın, o zaman keyif alabilirsiniz. Keyif
aldıkça da, daha fazla birlikte olmak ihtiyacınız ortaya çıkacaktır. Çünkü,
insanoğlunun en temel özelliği hazza koşardı, elemden kaçardı. Eğer ben,
birlikte olmaktan elem duyarsam, birlikte olmak istemeyeceğim. Çift geliyor,
‘biz birbirimizden uzaklaştık doktor bey ne yapacağız?’ Bu sefer, ‘niye
uzaklaştığınıza bakın’ diyorum. bir elem yaratmışsınız. Birlikte olmak
sizin için elem verici bir davranış. Haz verici bir davranış haline getirirseniz,
birbirinize daha çok yaklaşırsınız. Evet diyorlar doğru. Haz verecek şekilde
yeni organizasyonlar yaptığınızda, birbirinizden kaçmak yerine, birbirinize
yaklaşmış olacaksınız.
Erkek hasta :Nedenlerden
bir tanesi şöyle, onu söyleyebilir miyim? Bir şey söylerken, onunla ilintili
olduğunu düşündüğüm, başka bir şey geliyor aklıma. Eğer onu geçersem ,
onu unutacağım endişesi oluyor.
Terapist :Unutun
zaman içinde önemli değil ama net olun. Tek cümle. Yaşadığım bu, beklentim
bu. Tık tık tık bitti. Ha ondan sonra ayrıntıya girebilirsin. Fazla
ayrıntı evlilikte yorucu olur. O yüzden bu konuşmalara ekleyeceğiniz
bir şey var mı? Ama mahreminize birbirinizi alın oldu mu?
Bayan Hasta :Evet
ben, kağıt getirmediğimi fark ettim. O yüzden sizden rica edeceğim.
Terapist :Estağfurullah.
1. Duygu ve düşüncelerin
paylaşılası. (Ben dili, sen dili, akıl okuma)
2. Duyguların
paylaşılması
3. Çocukların
geleceği ile ilgili ortak kararlar alabilme.
4. Ekonomik konularda
mutabakata varmak.
5. Aile, senin
ailen benim ailem meselesi ve evlilik piramidi.
6. Cinsellik.
7. Ortak boş
zamanları birlikte ve kaliteli geçirmek.
Cinsellikte tamirata
girer arkadaşlar. İyi bir seks, bu 5 maddeyi tamir etmeye yetebilir. Boş
zamanları birlikte değerlendirme ile birlikte. O yüzden dikkat edin ilk
beş madde, sorunlu madde, 6. ve 7. maddeler ise, tamirat içeren maddelerdir.
Ama buralarda da yapamadınız mı? Diğer problemler büyür. Büyür mü?
Erkek hasta :Büyüyor.
Terapist :Nasıl?
Bu seans hoşunuza gitti mi?
Bayan Hasta :Güzeldi,
teşekkür ederiz.
Erkek hasta :Evet,
ben de teşekkür ederim.
Terapist :Peki,
iyi bakın kendinize.